Unutmayacağız  

   

Facebook Sayfamız  

   

DERNEĞİMİZDEN DUYURU

Değerli üyeler, değerli dostlar, sevgili Atatürkçüler,

ADD Genel Merkezinin Genel Yönetim Kurulundan yurt dışı ADD’ler Koordinatörü Sayın Dr. Hakan Akbulut’un girişimiyle, başta yurt dışı ADD’ler olmak üzere yurt dışındaki tüm Atatürkçü dernekleri bir çatı altında toplamak, iş birliğini geliştirmek ve onların ADD Genel Merkeziyle iletişimlerini sağlamak amacıyla 18 Eylülde Dortmund-ADD’nin ev sahipliğiyle bir toplantı düzenlendi.

Derneğimizin Avusturya-ADD başkanı, Vorarlberg şubesi başkanı ve başkan yardımcı düzeyinde katıldığı bu toplantıda sadece yurt dışındaki ADD’leri değil, yurt dışında örgütlenmiş tüm Atatürkçü dernekleri bir araya getirmek amacıyla “Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu” adıyla bir yapılanmanın kararı alındı.

Aşağıdaki bağlantı üzerinden sonuç bildirgesine ulaşabileceğiniz bu platformun öncelikli hedefi yurt dışında etkin Atatürkçü dernekleri bir araya getirip, aralarındaki iş birliğini ve dayanışmayı güçlendirmek, böylelikle yaratılacak olan eşgüdümle daha güçlü ve etkili etkinlikler düzenlemek, karşılıklı tecrübe ve birikimlerden yararlanmak ve ADD Genel Merkeziyle iletişimi geliştirmek olacak.

Bizim Avusturya-ADD olarak bu toplantıda temsil görevini de üstlendiğimiz Makedonya Atatürkçüler Derneği de bu önemli platformun kurucu derneklerinden biri olarak yerini aldı. Derneğimizin Balkanlara olan coğrafi yakınlığı nedeniyle gelecekte Makedonyalı Atatürkçü kardeşlerimiz üzerinden Balkanlardaki(ve bölgemizdeki) diğer Atatürkçü dostlarımıza da ulaşacağız ve onlara da desteğimizi sunacağız.

“Birlikten güç doğar” şiarıyla yola çıkan bu platformun zaman içinde dünyanın her yanından katılımlarla daha da güçleneceğini ve gelecekte önemli ve etkili bir işlevi olacağını düşünüyoruz.

 

http://add.org.tr/ataturk-dusunce-dernekleri-dortmund-toplantisi-sonuc-bildirgesi/

 

 
   

 

Sevgili dostlar, 16 Eylül günü Tarık Akan gibi çok değerli bir sanatçımızı, yılmaz bir Atatürkçüyü ve dik duruşlu bir aydınımızı yitirmenin acısını yaşıyoruz.

Işıklar içinde yatsın, Türk Milletinin başı sağ olsun!

Derneğimiz bu çok değerli Atatürkçü sanatçımızı anmak amacıyla önümüzdeki Pazar günü Atatürk Kültür Merkezinde kahvaltı sonrasında saat 13’den itibaren sanatçımızın baş rolünü oynadığı “KANAL” filmini gösterecektir. Tüm yurtseverler davetlidir.

Saygıyla duyurulur.

Op.Dr. Murat Yıldırım Barlan

Avusturya-ADD Başkanı

HALK DUYUSU 30.08.16

AVUSTURYA ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNDEN HALK DUYURUSU

30 Ağustos akşamı derneğimizin Atatürk Kültür Merkezinde düzenlediği “30 Ağustos Zafer Bayramı ve TSK Günü” kutlaması sonrası yapılan tartışmalarda genel olarak son aylarda, özellikle de on beş temmuz darbe girişimi sonrasında olan bitenle ilgili bazı üyelerimizde bir kafa karışıklığı olduğu, bazılarının ise tamamen yanlış görüşlere sahip olduğu ortaya çıkmıştır.

Derneğimiz, daha önce yapmış olduğu açıklamalarda ve duyurularda söz konusu konularla ilgili olarak görüşlerini açıkça dile getirmiş olmasına karşın, görülen lüzum üzerine ve tarihe not düşmek adına aşağıdaki açıklamayı yapma gereği duymuştur.

Tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları RTE ve onun AKP’sinin siyasi çıkarı için yıllarca PKK’yle kirli pazarlıklara girip, bu emperyalist kuklası canilere yıllarca destek verdikleri bilinen bir gerçektir.

Bunların, yakın zamanda değişen iç ve dış dinamiklerle ortaya çıkan konjunktürel nedenlerle PKK’yle silahlı mücadeleye girişmesi ülkemiz açısından doğrudur ve iyidir.

Ancak, biz bunun çıkar amaçlı bir siyasi manevra olduğunu biliriz ve buna “Vatan Savunması(!)” denmesini yanıltıcı buluruz. Çünkü yapılan doğru da olsa, bunu “Vatan Savunması” şeklinde nitelemek, RTE’yi ve onun AKP’sini aklamaya yarar!

Aynı şekilde, emperyalistlerin ikinci bir İsrail projesi olan “Basra’dan Akdeniz’e Kürt Koridoru” projesinin engellenmesi de ülkemiz açısından doğrudur ve iyidir.

Ancak, bunun başta Suriye olmak üzere bölge devletleriyle işbirliği yapılarak değil de, ABD’nin onayı ve desteği ile ve ÖSO denen kime ve neye hizmet ettikleri bilinmeyen toplama eşkıyalarla bu şekilde yapılmasını yanlış buluruz ve eleştiririz.

Bizim buradaki eleştirimiz, Türk yurdunun bütünlüğünün ve devletimizin bekasının tek dayanağı olan şanlı Türk ordusuna değil, onu yönlendiren siyasi iradeyedir. Bu bağlamda, bizi “Türk Askerine kurşun sıkmak” gibi haddini aşan basmakalıp söylemlerle suçlamaya kalkmak, eğer kasıtlı değilse izansızlık göstergesidir.

O zaman yapılanın yanlış olduğunu savunan, E. Numan Babüroğlu Paşa ve E. Türker Ertürk Paşa gibi birçok değerli yurtseveri de mi Türk Askerine kurşun sıkmakla suçlayacaksınız?

Ayrıca, biz Suriye operasyonunu, “AKP, Avrasya Cephesine geldi, emperyalizme sırtını dönmeye mecbur kaldı, antiemperyalist mücadele veriyor” şeklinde değerlendirilmesini de yanlış buluyoruz ve bunun sadece RTE’yi ve onun AKP’sini aklamaya yaradığını görüyoruz!

On beş temmuz darbe girişimine gelince:

Tabii ki, arkasında ABD-Kuklası FETÖ ve CİA olan bu darbenin engellenmiş olması ülkemiz açısından doğrudur ve iyidir.

Ancak, doğurduğu sonuçlara ve o zamandan bugüne dek yaşadığımız gelişmelere bakınca, “bundan en fazla kim(ler) kazançlı çıktı?” sorusuna bakmak gerekir(bkz. aşağıdaki Banu Avar yazısı ve Türker Ertürk TV-Programı).

Şimdi bu durumda, çıkıp da, sadece ve sadece “Feto’cu Amerikancı darbeciler yenildi”, “Demokrasi kazandı” derseniz, bu olayın sonuçlarını göz ardı ederek ve bu gelişmelerin ülkemizi nerelere götüreceğini hesap etmezseniz, hiç farkında olmadan alçakça bir oyunun parçası olursunuz.

Çetrefil, çok boyutlu siyasi olaylara tek yönlü bakmak her zaman oyun kurucuların işine yaramıştır.

Emperyalist işbirlikçisi RTE ve onun AKP’si, bize göre CİA tarafından erken (ve ölü) doğuma zorlanan bu darbe girişiminin kazananları olmuşlardır. Burada aldıkları güçle daha önce yapmaya cesaret edemeyecekleri her türlü kepazeliği kimsenin gıkı çıkmadan yapabilmektedirler.

On beş temmuz sonrasında, insanları şöyle bir ikileme zorladılar: “Ya darbeden yanasın, ya da AKP'den yanana”. Bu ikilem üzerinden istedikleri gibi at koşturma serbestisini elde etmişlerdir. Bunu da sonuna kadar kullanmaktadırlar!

Türk Silahlı Kuvvetlerinin KHK’lerle beş parçaya bölünüp tüm yapılanmasının darmadağın edilmesine bakınca, “On beş temmuz, Ordu Darbesi değil, Orduya Darbeydi” diyen Prof. Birgül Ayman Güler haksız mıdır?

Yıllardır, Türk Ordusunun pasifize edilmesini, bürokrasinin emrinden çıkmayan “demokratik(!)” bir ordu haline getirilmesini isteyen AB/D’nin istediğini yapan RTE mi Kemalist çizgiye gelmiştir?

Tüm bunlar yaşanırken, “RTE ve AKP Kemalist cepheye geldiler, bizimle aynı cephedeler”, “Sayın Cumhurbaşkanı şimdi gerçek bir Baş Komutan olmuştur” söylemleri tamamen yanlıştır, yanıltıcıdır ve RTE’yi ve onun AKP’sini aklamaya yarar!

Tüm bu söylemler, halkımızı yanıltır ve sorunun nedeni ve kaynağı olanların yanına iter.

Sorunun nedeni ve kaynağı olan RTE ve AKP ile bu çetrefil problemlere ve ülkemizin içine itildiği bu açmaza çözüm bulunabileceğini söylemek(ya da ima etmek) ise halkı aldatmaktır ve çok ağır bir suçtur!

Doğru olan ve bizim de savunduğumuz, RTE ve AKP’ye güzellemeler yazmak değil, aksine bunların Cumhuriyet yıkıcıları olduklarını devamlı anımsatmak(özellikle de, zaman zaman doğru olanı yapmak mecburiyetinde kaldıklarında) ve BİR KEMALİST CEPHENİN OLUŞTURULMASINA ODAKLANMAKTIR.

Bu Kemalist Cumhuriyetçi Cephenin ilk işi RTE ve onun AKP’sini yıkmak ve bunlardan hesap sormak olmalıdır!

Bu tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları için, “Vatan Savunması yapıyorlar”, “Kemalist çizgiye geldiler, burada bizimle buluştular”, “Antiemperyalist hatta savaşıyorlar” diyenler ise Kemalist Cumhuriyetçi Cephenin oluşturulmasını engelleyenlerdir.

Bu nedenle, lütfen aşağıda bağlantıları bulunan yazıları dikkatlice okuyunuz ve kendinizi nerede ve kimlerle konumlandıracağınızı çok iyi düşününüz, çünkü özgürlük, demokrasi ve tam bağımsızlık savaşımı bundan sonra çok daha zorlu olacak.

 

 

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/267450/banu-avar/

 

http://www.turkererturk.com.tr/yanlis-adamlarla-ve-ittifaklarla-dogru-seyler-yapilamaz/

 

 

http://odatv.com/sorunun-kaynagi-cozumun-belirleyicisi-olamaz-2008161200.html

 


https://mehmetaliguller.com/

 

https://www.youtube.com/watch?v=K45lj8Xn-9I&feature=youtu.be

Saygıyla duyurulur.

Avusturya-ADD Yönetim Kurulu adına

Op.Dr. Murat Yıldırım Barlan (Başkan)

 

der Standard gazetesinde 27/28.08.16 günü yayınlanan makalelere derneğimizin yorumudur

WAS SIE ÜBER ATATÜRK UND AKP WISSEN SOLLTEN…

1923 hat Mustafa Kemal Atatürk nach einem 3,5 jährigen Befreiungskrieg das nach dem ersten Weltkrieg besetzte Land von den Invasoren befreit und nach dem Friedensvertrag von Lausanne die Republik Türkei ausgerufen.

Dabei hat er aus den Trümmern des zerfallenen Osmanischen Reiches, eines Vielvölker-Reiches,  einen modernen, laizistischen Nationalstaat mit einer parlamentarischen Demokratie gegründet. Um dabei allen Bürgerinnen und Bürgern des Landes, unabhängig von ethnischer Herkunft und Glaubensbekenntnis, das Gefühl zu vermitteln, Angehörige/r einer stolzen und aufstrebenden Nation zu sein, sagte er in seinen Reden zum türkischen Volk oft „ Glücklich, wer sich Türke nennt“.

Genau dieser Spruch von ihm wird, sei es aus Unwissenheit, sei es bewusst aus Propaganda, um ihn in einem rassistischen Licht erscheinen zu lassen, falsch übersetzt und interpretiert.

Dieser Spruch beinhaltet neben einer Bewertung von ihm, auch eine subjektive und vor allem freie Entscheidung von jedem Einzelnen, in dem er für sich entscheiden soll, ob er sich als „Türke“ bezeichnen will. Wollte er nämlich eine rassistische Betonung, dann würde der bekanntlich sehr wortgewandte Atatürk, entweder „Glücklich, wer sich Türke nennen kann“ oder „Glücklich, wer Türke ist(bzw. als Türke geboren ist)“  sagen.

In den ersten Jahren der Gründung eines Nationalstaates, war dieser Spruch eine Aufforderung an alle Landsleute, sich als ein Teil der jungen Republik Türkei zu fühlen und darüber stolz zu sein. Denn, im neu gegründeten Nationalstaat war es essentiell das Zusammengehörigkeitsgefühl aller Bürger ohne Ausnahme zu fördern.

Diejenigen, die sich in der jungen Geschichte der Republik Türkei auskennen, werden wissen, dass die Großartigkeit vom Mustafa Kemal Atatürk viel mehr in seiner Eigenschaft als großartiger Reformer und als international angesehener, ja bewunderter Staatsmann liegt. Er führte nämlich in seiner fünfzehn jährigen Regierungsperiode mehrere Reformen durch, welche dem Land die politische Richtung eines modernen, laizistischen und demokratischen Sozialstaates vorgaben.

Auch die damalige islamistisch geprägte, rückschrittliche türkische Gesellschaft hat er durch eine Reihe an Reformen nach westlichem Vorbild neu orientiert.

Dabei war er aber keineswegs ein kritikloser Westen-Kopierer, sondern hat bei seinen Reformen die Grundzüge der türkischen Kultur, -Geschichte und -Tradition bewusst erhalten.

Beispielsweise, als weiser Staatsmann, dem es bewusst ist, dass der Islam in der türkischen Gesellschaft tief verankert ist und das türkische Volk ein sehr religiöses Volk ist, hat er zwar nach dem Sultanat auch das Kalifat abgeschafft, um im Land eine laizistische, parlamentarische Demokratie(nach westlichem Vorbild) einzuführen, hat aber niemals den islamischen Glauben und die Gläubigen bekämpft. Ganz im Gegenteil, hat er sich bemüht den Islam aus den Fängen dubiöser, heuchlerischer Religionsgemeinschaften und Orden beziehungsweise ihren selbsternannten, das Volk ausbeutenden „Imams“, „Hodjas“ und „Scheichs“ zu befreien.

Dafür hat er den Koran ins Türkische übersetzen lassen und neue Schulen für die Ausbildung moderner, säkular denkender Imame errichtet. Das Volk sollte seine Religion endlich frei von Aberglauben und Mystizismus richtig kennenlernen.

Ziel war, die jahrhundertelange Ausbeute des Volkes durch die selbsternannten, korrupten Islamisten endlich zu beenden.

So hat er als einziges Beispiel in der ganzen islamischen Welt, einen laizistischen, demokratischen Staat gegründet, in dem nicht die Scharia, das islamische Recht das sagen hat, sondern der Wille des Volkes über seine demokratisch gewählten Vertreter im Parlament.

Genau das macht ihn für den Islamisten Erdogan und seine AKP zum Feindbild Nummer eins, und deswegen unterwandern sie das politische System in der Türkei systematisch, Schritt für Schritt vom laizistischen, demokratischen Sozialstaat Atatürks in Richtung eines totalitären Scharia-Staates.

So gesehen, steht die Türkei heute an einem, unserer Meinung nach nicht nur für das Land, sondern auch für Europa sehr kritischen Scheideweg.

Was die Türkei-Politik der letzten Jahrzehnte betrifft, so hat der Westen schon immer eine widersprüchliche Strategie geführt.

Dem Anschein nach hat er zwar die Demokratie und den Laizismus im Land theoretisch unterstützt, hat aber in der Praxis immer vorgezogen die unter dem Decknamen „islamisch-konservativ“ agierenden unehrlichen, korrupten, machiavellistischen Islamisten zu forcieren, die so wie Erdogan selbst sagte, die Demokratie für ihre Ziele als eine Straßenbahn sehen, welche sie benutzen, um am Ziel angekommen wieder auszusteigen.

Wohl wissend, dass diese Islamisten die universellen Werte der ganzen Menschheit und die demokratischen Freiheiten nicht respektieren ja sogar hassen und so wie es jetzt in der Türkei passiert, letztendlich ein islamistisches, faschistisches Regime installieren werden.

Der Westen hat immer seine politischen und wirtschaftlichen Interessen als „wesentlicher“ betrachtet, als eine kemalistische Regierung, eine kemalistisch orientierte türkische Gesellschaft somit auch bei den im Westen lebenden Türken zu unterstützen.

Denn der Kemalismus ist zwar laizistisch, somit demokratisch, basiert auf die universellen Menschenrechte und demokratischen Grundsätze, ist aber zugleich für eine völlig unabhängige, souveräne und starke Türkei.

Und genau das war und ist bei den westlichen Politikern unerwünscht.

Denn letztlich ausschlaggebend für diese ambivalente politische Beziehung des Westens gegenüber der Türkei sind die eigenen Interessen des Westens im Land und in der Region.

Zum Schluss will ich folgendes festhalten: bitte, fallen sie ja nicht, dem schwarzen Propaganda mancher zwielichtiger Figuren in die Falle, die die unzähligen politischen Entscheidungen der letzten Jahrzehnte(inkl. der Kurdenpolitik) in der Türkei, die von rechts-konservativen Parteien unter dem Deckmantel des Kemalismus getroffen und umgesetzt wurden, als Beispiel dafür angeben, um Mustafa Kemal Atatürk als einen faschistischen Diktator darzustellen. Bitte, informieren Sie sich vorher genau, bevor Sie sich eine Meinung bilden.

Mit freundlichen Grüßen.

Dr. Murat Barlan

Obmann vom Verein zur Förderung des Gedankenguts Atatürks in Österreich

 

HALK DUYUSU

AVUSTURYA-ADD HALK DUYURUSU

Cumartesi akşamı Gaziantep’te  yapılan bir kına gecesi sırasında muhtemelen IŞİD terör örgütü elemanı bir canlı bomba tarafından patlatılan bombayla şu ana kadar 54 yurttaşımız(bunların yirmi dokuzunun çocuk olduğu belirtiliyor) yaşamını yitirdi.

Bu insanlık dışı terör katliamını yapanı, yaptıranı, geri planda ipleri çeken karanlık güçleri ve gerekli önlemleri almayarak buna yol açan yönetim hatalarının sahibi politikacıları lanetliyoruz!

Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımıza Tanrı’dan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz.

Yaralanmış olan yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz.

Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyanın haritasını yüz yıl sonra yeniden çizmek isteyen emperyalistler, bu kez kendilerini ateş hattına sokmak yerine her yönden topladıkları insanlıktan nasibini almamış şeref yoksunu canilerden oluşturdukları terör örgütleriyle “Vesayet Savaşları” yaptırıyorlar. Ellerini kirletmeden, riziko almadan planları gereği yapılması gereken tüm insanlık dışı katliamları ve diğer pislikleri bu taşeronlara yaptırıyorlar.

Cumartesi akşamı yaşadığımız bu katliamı da, daha önce yaşadığımız tüm diğer saldırıları da, 15 Temmuz darbe girişimini de bu bağlamda görmemiz gerekiyor.

Coğrafyamızın, adları PKK, PYD, IŞİD, FETÖ vs. olan ve tümünün de kurucusu ve destekçisi emperyalizm olduğu bilinen bu maşa terör örgütleri üzerinden yoğun bir saldırı altında olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Ülkemizde de yapmaya çalıştıkları, daha önce Yugoslavya’da, Afganistan’da, Irak’ta ve Suriye’de(bu ülkede kısmen başarılı oldu) yaptıkları gibi iç karışıklık çıkartıp ülkemizi bölmek ve sınırları yeniden çizmek.

15 Temmuz denemesi bir iç savaşa yol açmayınca, bunu başka yollardan deniyorlar, deneyecekler.

Bizler bu yaşadıklarımızın gözden kaçırılmak istenen başka bir boyutuna da dikkat çekmek istiyoruz.

Bu insanlık dışı katliamda ve tüm diğer IŞİD katliamlarında yitirilen yaşamlardan yıllardır bu insanlıktan nasibini almamış canilere destek veren Tayyip ve onun AKP’si sorumludur!

Sırf “sünni”(!) oldukları ve bir mezhepler arası savaş yaptıkları savıyla, bu canileri “öfkeli gençler” olarak nitelendiren, onlara her türlü desteği veren, TIR’lar dolusu silah ve cephaneyi devlet eliyle bu soysuzlara gönderenler, yaşadığımız bu katliamlardan sonra şimdi timsah göz yaşları döküyorlar, aklımızla alay ediyorlar!

Bize çirkin bir tiyatro oynuyorlar! Sorumluluğun, 15 yıldır “babalarının çiftliğiymişçesine” ülkemizi yöneten kendilerinde olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışıyorlar!

IŞİD teröristlerinin yıllardır özellikle Gaziantep’te yoğunlaştıkları, burada organize oldukları ve sık sık, emniyet güçlerinin gözetimi altında, açıkça sokaklarda gövde gösterisi yapacak kadar pervasızca davranabildiklerini biliyoruz. Bu caniler bu cüreti nereden alıyorlar?! Emniyet güçlerimiz bunlara neden müdahale etmiyor?!

“Cebinde akrep taşırsan, o akrep er ya da geç seni sokar” demişler. İçimize bu akrepleri sokan Tayyip’tir ve onun AKP’sidir!

Ama maalesef, bu akrep onları değil Türk Milletini sokuyor!

Bedeli ödeyen hep yüce Türk Milleti oluyor!!!

Sevgili yurtseverler, 15 Temmuzdan bu yana Tayyip’in eline geçirdiği  psikolojik avantajı sonuna kadar kullanarak, Cumhuriyeti yıkmak ve ülkemizi bölmek için, daha önce atması olanaksız olan  adımları KHK’lerle attığını görüyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetlerini beş parçaya bölüp(AB/D yıllardır talep ediyordu!) tamamiyle hükümetin emrinde bir “kapı kulu askeri” oluşturmak, askeri okulları ve akademileri kapatmak ve şanlı ordumuzun en üst mevkilerine imam hatiplileri yerleştirmenin önünü açmak, devletin tüm varlıklarını satmak ve eyaletçiliğiyle, etnik kimlikçiliğiyle bilinen gerici E.Tuğg. Tanrıverdi’yi kendine baş danışman olarak atamak gibi daha sayısız kararı sayabiliriz.

Daha önce Suriye’de Esad’a karşı savaşanlara eleman yetiştirmesiyle bilinen Tanrıverdi’nin, Türk Halkından gelebilecek tepkilere karşı, sadece Tayyip’ten emir alacak bir SS-Ordusu hazırlamak görevi olduğu yazılıyor…

Sevgili yurtseverler, ülkemizde ve coğrafyamızda olan biteni ve yapılması gerekeni net olarak görebilmek için değerli yurtsever aydınlar, E. Tuğa. Sayın Türker Ertürk’ün ve Sayın Mehmet Ali Güller’in aşağıda bağlantılarını verdiğimiz yazılarını okumanızı öneriyoruz.

Saygılarımızla,

Avusturya-ADD Yönetim Kurulu adına,

Op. Dr. Murat Yıldırım Barlan (Başkan)

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/273420/sorunun-kaynagi-cozumun-belirleyicisi-olamaz/

https://mehmetaliguller.com/

 

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI

Değerli Üyeler, değerli Atatürkçüler,

Kurtuluş Savaşı ile ağır bedeller ödeyerek kazanılan başarılara ekonomik, siyasi ve hukuki alanda da zafer ekleyen Lozan Antlaşması’nın 93’üncü yıldönümü tüm milletimize kutlu olsun.

 

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Büyük bir suikastın çöküşünü anlatan bir belge olarak tanımladığı antlaşma ile ülkemiz “fikri hür vicdanı hür” insanların yaşadığı bir cumhuriyete dönüştürülmüştür. Bu iradenin tapusu olan Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümü vesilesi ile Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Lozan kahramanı İsmet İnönü’yü saygıyla anıyoruz.

Avusturya Atatürkçü Düşünce Derneği

 

 

 
   
© 1995-2013 AVUSTURYA ADD