Unutmayacağız  

   

Facebook Sayfamız  

   

Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu  

   

Konferans - Türkiye’de Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Derneğimizin 17.12.2017 tarihinde düzenleyeceği "Türkiye’de Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı" isimli konferansa tüm üyelerimiz ve dostlarımız davetlidir. Sayın Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa'nın sunumuyla gerçekleşecek olan konferans dernek lokalimiz Atatürk Kültür Merkezi'nde saat 13:00'de başlayacaktır. Katılım ücretsizdir.

Konferans ve sayın Prof.Dr. Ayşe Durakbaşa ile ilgili detayları e-postanın sonunda bulabilirsiniz.

Saygılarımızla

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Bşk)

 

Konferansın Konusu: “Türkiye’de Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı”  

Özeti: Bilindiği gibi, Türkiye Ortadoğu ülkeleri arasında Cumhuriyetin kuruluşundan beri laik bir devlet yapısını kurmuş olması  ve özel alan ya da aile ile ilgili yasaları da seküler temeller üzerine kurmuş olduğu için ayrıksı bir yere sahiptir. Bu konferansta, Türkiye Cumhuriyeti’nin benimsemiş olduğu laiklik tarzının özellikleri tarihsel olarak anlatılacak ve hem Ortadoğu ülkeleri hem da Batılı ülkelerle karşılaştırmalar yapılacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı’na yüklenmiş olan işlevler de tarihsel olarak ve eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilecektir.

Özgeçmiş: Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa

Eğitimi ve Akademik Kariyeri:

B.A derecesi, Sosyoloji Bölümü, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 1983;

M.A derecesi, Sosyoloji Bölümü, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 1987.

PhD derecesi, Sosyoloji Bölümü, University of Essex, U.K., 1993.

Doktora Tezi: “Reappraisal of Halide Edib for a Critique of Turkish Modernization”, (Türk Modernleşmesinin Eleştirisi için Halide Edib’e Yeniden Bakış), Danışman: Leonore Davidoff, University of Essex, 1988-1993.

1986 yılından itibaren Türkiye’de önce Mimar Sinan Üniversitesi, sonra Muğla Üniversitesi’nde çalıştı; Muğla Üniversitesi’nde profesörlük kadrosuna yükseldi. Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde profesör olarak 2009-2016 yılları arasında görev yaptı; 2010-16 arasında Bölüm Başkanlığı ve Anabilim Dalı Başkanlığını üstlendi. Aralık 2016’da emekliye ayrıldı.

Uzmanlık Alanları: Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Feminist Teori ve Metodoloji, Kadın Çalışmaları, Sosyal Tabakalaşma, Sosyal Eşitsizlikler, Yurttaşlık, Sosyal Tarih

Yayınları:

 Halide Edib Türk Modernleşmesi ve Feminizm adlı kitabı İletişim yayınları tarafından yayınlanmıştır (2000). Yurttaşlığı Yeniden Düşünmek Sosyolojik, Hukuki ve Siyasal Tartışmalar adlı derleme kitap (Funda Karapehlivan Şenel; Aslı Şirin Öner ile birlikte), Bilgi Üniversitesi yayınlarından çıktı (2014). Türkiye’de modernleşme tarihi, kadın çalışmaları, feminist tarih, sosyal tarih alanında çok sayıda İngilizce ve Türkçe makale yayınlamıştır. Son yıllarda sosyal sınıf ve sosyal tabakalaşma, sosyal eşitsizlikler alanında araştırmalar yürütmüştür.

2 Ekim-29 Aralık 2017 tarihleri arasında Viyana Üniversitesi Sosyal Tarih Bölümünde Kathe Leichter öğretim üyesi olarak uzmanlık alanlarında 3 ders verdi.

Mustafa Yıldırım - REHBER İMAMIN FETVASI

Ahmet Taner Kışlalı'nın ölüm yıldönümünde değerli yazar Mustafa Yıldırım'ın konu ile ilgili bir yazısını siz değerli üyelerimize ve dostlarımıza sunuyoruz!!!

 

REHBER İMAMIN FETVASI:

"TÜRK HALKI INKILÂPÇI LIDERINI DESTEKLEMELI!"

                                                                                                                                            

"İnkilabımızı tüm dünyaya ihraç etmek için çalışmalıyız. Bunun tersi düşünceleri bırakmalıyız." Humeynli Ruhullah, 21 Mart 1980

 

İlkesizliği huy edinenler savrulmaktan kurtulamıyor; basit mantık kurgularıyla hurafelere takılıp kalıyorlar; "Şu devlet benim düşmanımdır. Bu devlet de ona düşmandır. Öyleyse düşmanımın düşmanı olan bu devlet dostumdur!" deyip korkularına tutsaklaşıyorlar.

Arada bir öyle şaşkınlaşıyorlar ki, "Düşmanımın düşmanı olan devletin diktatörü de dostumuzdur!" diyorlar..

Oysa düşmanınızın düşmanı yolundan şaşmıyor; "dinsiz" dediği Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için öldürmekten kaçınmıyor; ulus devletleri yıkarken düşmanıyla birleşiveriyor.

Mısır'da halk, silahlı darbeci Müslüman Kardeşlerle birlikte "demokrasi" diyerek alanlara çıkınca ABD yönetimi isyanı sonuna dek destekledi. ABD'yi "Büyük şeytan" ilan eden Humeyni mollaları da isyanı destekledi. Hatta Rehber İmam Ali Hameney, Mısır ordusunu isyancıları desteklemeye çağırdı. Kısacası ABD-İran aynı saftaydılar.

Humeyni darbeciliğinin kaynağıdır katliamcı Mısır Müslüman Kardeşler Örgütü. İran yönetimi, Mısır'da onları kışkırtırken Suriye'de onlara karşı Kudüs Kuvvetlerini çarpıştırıyor.

İran'ın tek adam diktası, AKP'yi Suriye'de ABD ile işbirliği yapmakla suçlarken Ayetullahların Genelkurmay Başkanı Tümg. Hasan Firuzabadi, Türkiye'dekileri eyleme çağırıyordu:

"Müslüman ve kardeş Türk halkı, devrimci liderlerinin arkasında durmalı.

Kardeş ve devrimci Mısır halkı da seçilmiş, devrimci cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin arkasında durmalı... 

Müslümanlar, Suriye halkının yaptığı gibi devrimci liderlerini desteklemeli!"

 

Suikast Fetvası

İran'ı ve Ortadoğu'nun birçok ülkesinde ayaklanan Kudüs Kuvvetleri bağlantılı cihatçıları yönetenler "ılımlılık" görüntüsüne bürünmekte ustadırlar. Rehber İmam Hameney'in adamı Ayetullah Hassan Ruhani de öyledir.

Hassan Ruhani 1999'da İran İnkılâp Güvenlik Konseyinin sözcüsüydü. O sıralarda Tahran'da birazcık da olsa özgürlük isteyen öğrenciler, eli sopalı-silahlı sivil inkılâp milislerince  (Basij) katlediliyordu. Türkiye yönetiminden özgürlüğü destekleyen genel açıklamalar duyulunca Ruhani, basın toplantısında, sesini yükseltti:

"Türkiye cevabını çok yakında alacaktır!" [Zifiri Karanlıkta -2, Demokrasi Tuzağı]

Onun böyle dediği günlerde Ankara'daki Kudüs Kuvvetleri ameliyatçıları, İran'daki cihat ve suikast eğitiminden dönmüşler suikasta hazırlanıyorlardı. Hazırlıklar tamamlandı; Türkiye, Ağustos 1999 deprem yıkımıyla uğraşırken 21 Ekim 1999'da Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'yı bombayla parçaladılar.

Muammer Aksoy'u, Çetin Emeç'i, Bahriye Üçok'u, Uğur Mumcu'yu  ve birçok yabancı diplomatı, halktan kişileri öldüren cihat erleri, 8 ay sonra yakalandılar; müebbete mahkum oldular.

Türkiye'nin pişkin İslam inkılapçıları katilleri açıktan ya da dolaylı savunurken, Cumhuriyeti savunduğunu ileri sürenler cinayetin hemen ardından "faili meçhul" diyerek bir kez daha suikastın merkezini unutturdular.  Kışlalı'yı her yıl panellerle, manşetlerle ananlar da yıllarca "derin devlet" imalarıyla katillerin arkasındaki dış gücü unutturdular.

 

12 yıl sonra Merve S. Kavakçı ...

Katiller 12 yıldır müebbetten yatarken Merve S. Kavakçı 2012'de TBMM Darbe Komisyonunca coşkuyla karşılandı.

Merve S. Kavakçı, devletin Müslümanlara karşı kumpas kurduğunu ileri sürdü. Kışlalı'nın öldürülmesini örnek verdi ve cinayetin "bir bakıma dindarlara yıkıldığını" söyledi. Ardından söyledikleri de ABD'nin Türkiye'ye karşı açıkladığı Ocak 2000 raporundan alınmaydı.

Komisyonun muhalefet temsilcileri, katillerin İran'da eğitilip, oradan yönetildiklerini, mahkum olduklarını söylemediler. Susmayıp, Merve S. Kavakçı'ya şunları sorabilirlerdi:

1999'da İngiliz Meclisinde Türkiye'yi suçlayıp suçlamadığını...

Belki de Amerikan Senato komitesinde de Türkiye'yi karalayıp karalamadığını...  Senatoda yanında oturan Ermeni Papaz'ın "Atatürk de bir insan kasabıdır" dediğinde ne yaptığını...

İşin özü: "Söz konusu Türk Cumhuriyetiyse gerisi teferruat değildir!"

Mustafa YILDIRIM

Bozdoğan, 20 Ekim 2017

 

e.b. Baba Şeyh Yusuf Ziya Kavakçı, Humeyni darbesinin yıldönümünde, Erzurum Atatürk Üniversitesine haber vermeden İran'da konuşmaya gittiğinde disipline verilince Erzurum'dan ayrılıp Ortadoğu'ya, Libya'ya, gitti ve sonunda ABD'ye yerleşti. M.S. Kavakçı ABD Senatosunda annesinin profesör olduğunu söylemişti; ama annesi profesör değil, Almanca okutmanıydı.  M.S. Kavakçı abu Şanab ve kardeşi Ravza Kavakçı Kan, TBMM'ye Bilgisayar Mühendisi olduklarını bildirmişlerdi; ancak okudukları üniversitede o sıralar Bilgisayar Mühendisliği bölümü yoktu. [M. Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında ve Zifiri Karanlıkta 2. Cilt]

 

Bahriye Üçok

 

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesi, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin yılmaz savunucusu ve 6 Ekim 1990 günü teröristlerce bombalı  suikast sonucu aramızdan ayrılan Prof. Dr. Bahriye Üçok'u ölümünün 27. yılında bir kez daha sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

Avusturya ADD Yönetim Kurulu

 

Atatürksüz TBMM Açılışı Olamaz

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DÜNYA PLATFORMU BASIN BİLDİRİSİ

Atatürksüz TBMM açılışı Olamaz!

 

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, TBMM'nin 26’ncı Yasama Dönemi’nin 2. Yasama Yılı’nın birinci birleşimini açış konuşmasında, “141 yıllık Meclis geleneğimiz var.” diyerek, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği 23 Nisan 1920 tarihinin önemini kavrayamadığını açıkça göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilk başkanı olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 97 yıllık bir geleneği vardır; 141 yıllık değil!..

Mondros Ateşkes Anlaşması'yla 1. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan, ve Meclisi İtilaf Devletleri tarafından dağıtılmış olan Osmanlı Devleti’nin Mebusan Meclisi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin aynı geleneğe bağlı kabul etmek, Cumhuriyetin ilanını kabul etmemektir.

 

Meclis Başkan Kahraman üstelik, açış konuşmasında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını anmamakla, bulunduğu makamın Türk milleti için ne derece önemli, saygıdeğer tarihi bir makam olduğunun bilincine varamadığını da ortaya koymuştur. TBMM Başkanı olarak, Türk milletinin değerlerini hiç yokmuş saymak, tarihi gerçekleri çarpıtarak ya da değiştirerek anlatmak, kasıtlı ve bilinçli olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusunun adını anmamak, Cumhuriyetimize ve milletimize yapılmış en büyük bir saygısızlıktır.

 

T.C Anayasası, "kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” nı belirtir. Ama, Kahraman, açış konuşmasında "vekillerimiz tam bir cihat ruhuyla çalıştılar" diyerek, Müslüman âlemi için dini bir görev olan bir unsuru TBMM’nin değerlerine ve işlerine karıştırarak Anayasal bir suç da işlemiştir.

 

Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne inanan Atatürkçüler, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları kahramanı, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük Devlet Adamı Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü anmayan, Atatürk ilke ve devrimlerini, evrensel gerçekleri inkar eden, Anayasa’ya aykırı davranan bir TBMM Başkanı’nın bu yüce koltukta oturmasını istemiyoruz!

 

Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu

Yönetim Kurulu

 

 

Lozan Barış Antlaşması’nın 94’üncü yıldönümü kutlu olsun

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Kurtuluş savaşı ile ağır bedeller ödeyerek elde edilen başarılara ekonomik, siyasi ve hukuki alanda da zafer ekleyen Lozan Barış Antlaşması’nın 94’üncü yıldönümü kutlu olsun.

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türk milletinin bağımsızlığını yok eden Mondros ve Sevr Antlaşmaları geçersiz sayılmış, Türkiye Cumhuriyeti’nin Misak-i Milli sınırları çizilmiş olup dünya da ilk kez emperyalizme karşı kazanılan bağımsızlık savaşı sonucu  ülkemiz ekonomik ve askeri özgürlüğünü kazanmıştır. Lozan Barış Antlaşması sadece ükemizin tapusu olmakla kalmayıp emperyalizme atılan ilk tokattır.

Günümüzün iktidar sahipleri daha kısa zaman önce „1920'de bize Sevr'i gösterdiler, 1923'te Lozan'a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan'ı 'zafer' diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada. “şeklinde açıklamalar yaparak büyük bir bürokrasi başarısı olan Lozan Barış Antlaşması’nı bir başarısızlık olarak göstermeye çalışarak bir kez daha Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne olan kinlerini kusmuşlardır. Ama ilginçtir ki geçen yıl yayınlanan resmi Lozan Barış Antlaşması 93. yıldönümü mesajında “Lozan’ın içeriği ve Cumhuriyetin ilkeleri bugün daha iyi anlaşılıyor” diyerek bir kez daha durum ve zamana göre farklı söylemler de bulunarak tabiri caiz ise nasıl yan çizdiklerini görerek yaşıyoruz. Milliyetçilik maskesi altında islami faşizmin adımları atılmakta ve Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin altı oyulmaktadır. Ancak büyük Türk milleti büyük bir azim ve kararlılıkla bu zorluklarında üstesinden gelecektir.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük bir suikastin çöküşünü anlatan bir belge” olarak tanımladığı antlaşmanın kahramanı Lozan fatihi İsmet İnönü ile Kurtuluş Savaşının aziz kahramanları ve onların komutanı ulu önderimizi saygıyla anıyoruz.

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Başkan)

 
   
© 1995-2013 AVUSTURYA ADD