Unutmayacağız  

   

Facebook Sayfamız  

   

Sunay Akın

Sunay Akın 24 Nisan 2016’da Viyana’daydı.

Derneğimiz bu yılki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde değerli şair, yazar, sahne sanatçısı ve müze kurucusu Sunay Akın’ı Theater Akzent’te konuk etti.

Yoğun bir ilgi gören gösteri çok büyük beğeniyle karşılaştı. O derece ki, gösteri sonrası onlarca izleyici Sayın Akın’ı en kısa zamanda Viyana’ya tekrar davet etmemizi rica ettiler.

Sayın Akın, gösterisinde o müthiş üslubuyla ülkemizdeki ve tüm dünyadaki olaylarla ve hızla değişen(değiştirilen) gündemle odaklandığımız siyasi tartışmaların ötesinde bir noktayı bizlere anımsattı.

AYDINLANMA…

Evet, cehaletin karanlığını yırtacak ve insanlara, toplumlara kalıcı barışı, gönenci ve her alanda ilerlemeyi getirecek olan, Aydınlanma…

AYDINLANMA olmadan, her yanımızı saran cehaleti, gericiliği ve yobazlığı yenmeden, siyasi alandaki girişimlerin, “A” partisinin gidip “B” partisinin iktidara gelmesinin, ya da “şu kişinin” iktidardan düşüp, yerine “bu kişinin” gelmesinin aslında hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini bizlere anımsattı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğini yaptığı Türk Devrimlerinin temel hedefi olan ve sıklıkla göz ardı edilen bu gerçek aslında, onun siyasi hedefi olan TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’nin de anahtarıdır.

AYDINLANMA  olmadan hiçbir şeyin başarılamayacağı, girişimlerin kalıcı olamayacağı gibi, cehaletin karanlığından beslenen karşı devrimcilere de fırsat doğar. Bugünün Türkiye’sinde olduğu gibi…

Bu nedenle, birçoğumuza yeni ufuklar açan bu güzel gösteri için Sayın Sunay Akın’a teşekkür ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

TERÖRÜ LANETLİYORUZ

Değerli  üyeler, değerli Atatürkçüler,

 

Son aylarda yaşanan terör saldırılarının bir yenisi 17 Şubat 2016 Çarşamba günü Başkent Ankara’da Genelkurmay karargahına 300 metre mesafede askeri personel taşıyan konvoya bomba yüklü bir araçla gerçekleştirilmiştir. Saldırıda 28 asker ve vatandaşımız şehit olup 61 kişi de yaralanmıştır. Bu hain saldırıyı kınıyor şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

En başta ABD olmak üzere batılı emperyalizmin planlayıp uygulamaya koyduğu Suriye krizinde ülkemizin tüm çıkarlarına karşı olarak emperyalist güçlerin müttefiki olan AKP hükümeti bu kanlı olayların tek sorumlusudur. Son 14 yıl içinde ülkemizin savcılarını, emniyet birimlerini ve milli istihbaratımızı asli görevleri olan terör unsurlarını izlemek ve tüm bu terör örgütlerinin eylemlerini önleyici girişimlerde bulunmak yerine Atatürkçü ve yurtsever askerlere, aydınlara ve muhaliflere kumpas kurmakta kullanmıştır. Bunun yanı sıra hükümetin başına geçtikleri zaman bitme noktasına gelmiş olan  emperyalistlerin maşası narko terör örgütü PKK’nın tekrar palazlanmasına göz yummuş, „Açılım“ veya „Çözüm“ adı altında kendileri ile haince ilişkilere girmiştir.

Tüm bu açılım zırvaları adı altında PKK ülkemizin mutelif yerlerinde silah ve mühimmat depolarken, il ve ilçelerde mevzilenme eylemleri gercekleştirirken, AKP kendilerinin deyimi ile „hoşgörü“ olarak bütün bu olanları sadece izlediklerini kendileri itiraf etmişlerdir. Şu ana kadar kaybettiğimiz tüm şehitlerin kanları Tayyip’in ve diğer AKP’li yöneticilerin ellerindedir.

Yaşadığımız bu son hain saldırının çok iyi analiz edilmesi ve aslında yapılmak istenenin ne olduğunu milletimize anlatmayı görevimiz olarak kabul ediyoruz. Küresel emperyalizm AKP hükümetini yönlendirmek ve Suriye bataklığına çekmek için bu hain saldırıyı planlamış, yaşadığımız bu acı kayıplar üzerinden bu kanlı plana kamu oyunda meşruiyet kazandırmak istemektedir. Ayrıca Suriye topraklarında mevzilenen PKK’nın Suriye uzantısı PYD’yi bombalayan TSK, ABD’nin eski Ankara büyükelçisinin deyimiyle kendilerinin sabrını taşırmış, bu bombalı eylem ile hizaya sokulmak istenmektedir.

Tüm bu acı olaylar konusunda gerekenlerin yapılmasını, tüm bu yaşananların sorumlusu olan emperyalist kukla AKP’den beklemek aymazlığında ötesinde, ahmaklıktır. Tayyip ve onun AKP’sinden, şu an ülkemizde yaşanan terör olaylarından, Suriye’li göçmen krizine ve Ortadoğu’da yürütülen emperyalist projelere kadar tüm bu yaşananlara çözüm bulmasını beklemek bir kuklanın, kuklacısını döverek alt etmesini beklemek kadar gerçekçidir.

Emperyalizmin kuklaları Tayyip ve onun AKP’sinden, emperyalizmin kanlı tuzaklarından kurtulmanın tek yolu KEMALİZMDİR!

TÜRKİYE’NİN TEK ÇIKIŞI KEMALİZMDEDİR!

Ülkemiz şu an mecliste bulunan tüm siyasi partilerden kurtulmalı ve yeniden bir „19 Mayıs“ başlatarak girişeceği YENİ MİLLİ MÜCADELESİNDE tüm bu yaşananların sorumlusu olan kuklacıya odaklanmalıdır.

Bunu da ancak bir MİLLİ HÜKÜMET YAPABİLİR!

 

Acımız büyüktür. Saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine ve tüm ulusumuza başsağlığı diliyoruz.

 

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç

Bşk. Yrd.

 

BASIN AÇIKLAMASI

AKPKK, HDPKK, PATLAYAN TERÖR VE “BEBEKLER ÖLMESİN” POLEMİĞİ ÜZERİNE…

Bugün İstanbul’da Sultanahmet semtinde canlı bombayla düzenlenen bir terör saldırısı sonucu şu ana kadar yapılan açıklamalara göre, tümü yabancı turist on kişi yaşamını yitirdi, en az on beş kişi de yaralandı.

Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık koltuklarını işgal eden zevatın açıklamalarına göre, canlı bomba Suriye asıllı bir IŞİD üyesi.

Önce, saldırı sonucu yaşamını yitirenlere Tanrı’dan rahmet, yakınlarına baş sağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Tabii ki, öncelikli olan bu insanlık dışı saldırının arkasındaki karanlık odakların ve azm ettiricilerinin belirlenip, yakalanarak adalet önüne çıkarılmalarıdır.

Ancak, AKEPE’li Cumhurun Başının ve AKEPE Hükümetinin artık bıkkınlık veren “Mağdur Edebiyatını” ve samimiyetten uzak, kendilerine yönelik haklı eleştirilerin önünü alma amaçlı  “Birlik-Beraberlik Çağrılarını” bir kenara bırakarak son yıllarda ülkemizde yaşanan terör saldırılarını ve olaylarını irdelemek gerektiği düşüncesindeyiz.

Son yıllarda ülkemizde yaşanan tüm terör olaylarının asıl sorumluları Cumhurun Başı yapılmış kişi ve onun AKEPE’sidir!

Bu gerçeği görmeden yapılacak her türlü yorum ve çözümleme havada kalacak ve sadece hedef şaşırtmaya yarayacaktır.

Birçok yurtsever aydınımızın da sayısız kereler vurguladıkları gibi, Cumhurun Başı yapılmış olan kişi ve emperyalistlerin başımıza getirdikleri AKEPE ülkemiz için her şeyden önce bir beka ve güvenlik sorunu haline gelmişlerdir.

Bunların iktidarı ele geçirdikleri ilk günden bu yana, iç ve dış politikalarla yaptıkları korkunç hatalar sonucu ülkemiz bu günlere gelmiştir ve Türk Halkı ağır bedeller ödemek zorunda bırakılmıştır.

Bizler Avusturya-ADD olarak, ülkemizde son zamanlarda yaşanan üzücü ve geleceğimizle ilgili son derece kaygılandırıcı olaylarla ilgili olarak, gerek boyalı medyada, gerekse sosyal medyada yapılan haber, açıklama ve yorumlardan, yaşanan bilgi kirliliğinden tedirginlik duymaktayız.

İki önemli sorunsalı ciddi şekilde irdelemek gerektiği düşüncesindeyiz.

Her şeyden önce, tanıyı doğru koymamız gerekiyor, ki sağaltımı(tedaviyi) doğru yapabilelim.

Söz konusu olaylarla ilgili doğru tanı şudur:

2002 yılında sıfırlanmış terör sonrasında iktidara getirtilen AKEPE, emperyalist kuklası bebek katili Narko-Terör örgütü başını “SAYIN ÖCALAN”, şehitlerimizi “KELLE” yaptıktan sonra, elleri kanlı teröristlerle müzakere masasına oturup, ülkemizin bekasıyla ilgili konularda pazarlığa girişmiştir(bkz. Oslo Toplantılarının Tutanakları).

Alınan tepkilerle adı devamlı değiştirilerek, “Barış Süreci”, “Demokrasi Süreci”, “Açılım Süreci” gibi kulağa hoş gelen adlar takılan, ihanet süreçleriyle kırk bin yurttaşımızın katili emperyalist kuklası Narko-Terör örgütünün palazlanmasına, şehirlere yerleşip, mevzilenmesine ve özellikle ülkemizin güneydoğusunda Cizre, Silopi, Lice ve Sur gibi il ve ilçelerimizde sözde “Özyönetim” ilan ederek, devlet içinde devlet(!) kurmalarına göz yummuşlardır.

Cumhurun Başı ve Başbakan olduğunu sanan kişiler yakın zamanda kameralar önünde “PKK, çözüm sürecinde ülkeyi terk edeceğine, aksine silah stokladı” diyerek itirafta bulundular!

AKEPE Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu gibi daha birçok AKEPE-Milletvekili(!), devletin çözüm süreci boyunca mahkemeler ve vergi daireleri kuran, asayiş birimleri oluşturan ve şehirlerde silahlanan, hendekler kuran, buralara bombalar yerleştiren PKK'ye hoşgörü gösterdiğini açıkça itiraf ettiler.

Tüm bu hıyanet itirafları kayıtlara geçmiştir!

Şimdi AKEPE’nin sebep olduğu bu korkunç pisliği temizlemek için, Türk Ordusunun ve Türk Emniyetinin kahraman asker ve polisleri güney doğumuzda bir ateş çemberinde kahramanca savaşım veriyorlar. Bu kahramanlar, yerel halktan yurttaşlarımızla birlikte AKEPE’nin aymazlık ve hıyanetlerinden ötürü ağır bedeller ödüyorlar!

İkinci mesele de yaşanan acıların etkisiyle, tamamen insani tepkiler verirken düşülen tuzaktır.

"Analar Ağlamasın", "Akan Kan Dursun", "Barış Olsun", "Bebekler Ölmesin" söylemleri insancıl duygular taşıyan herkesin paylaşacağı söylemlerdir.

Ancak, gelinen noktada, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, devlet içinde devlet(!) kuran, il ve ilçeleri hendeklerle, siperlerle, kurulan bombalı tuzaklarla ve yerleşim bölgelerinde evlerde mevzilenmiş yüzlerce teröristle sözde “Kurtarılmış Bölgeler” kuran, kendi valisini, kaymakamını, kendi mahkemelerini yöneten yargıçlarını, vergi toplayan mali memurlarını atayan ve kolluk güçlerini kuran bir terör örgütüne karşı “hoşgörü” gösterilebilir mi?

Bu sorunun tek yanıtı “Hayır!” olabilir.

Ama, bu noktaya gelindikten sonra, bu bölgelerimizde halkımızın içinde mevzilenmiş bu kan içicileri temizlemek için çok ağır bedeller ödenmektedir. Hem ülkemizin kolluk güçlerince hem de yöre halkınca.

2002’de iktidar olduklarında ülkeyi sıfırlanmış terörle teslim alan, daha sonra uyguladığı haince politikalarla ülkeyi bugünlere getiren AKEPE akan kanın, çekilen acıların ve yaşamlarını yitiren tüm yurttaşlarımızın baş sorumlusudur!

Asıl görevleri Türk Halkının güvenliğini tehdit eden unsurları(PKK gibi) takip etmek, dinlemek ve önlemeler almak olan ülkemizin tüm haber alma birimlerinin AKEPE tarafından(Nazi Almanya’sında olduğu gibi) sivil ve asker muhaliflere yönlendirilerek(bkz. Ergenekon-, Balyoz-, Kafes-, Askeri Casusluk-, Poyrazköy v.d. kumpaslar) teröristlerle ilgili haber almanın tamamen savsaklandığı bilinen bir gerçektir.

AKEPE’yle ilgili bilinen diğer bir gerçek de, bunların Suriye’ye terör ihraç ederek ve Suriye sınırımızı kevgire çevirerek ülkemizi uluslararası terörün hedefine koymuş olmasıdır.

Onlardan bunların hesabı sorulacaktır!

Ancak, temiz kalpli, iyi niyetli insanlarımız yaşanan insani trajediler karşısında "Analar Ağlamasın", "Akan Kan Dursun", "Barış Olsun", "Bebekler Ölmesin" söylemleriyle duygularını dile getirirken dikkatli olmak durumundalar.

Çünkü, cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.

Çünkü, emperyalizm kurduğu kumpaslarla toplumları tuzağa düşürebiliyor. Öyle senaryolar hazırlayabiliyor ki, ölümü gösterip sıtmaya razı edebiliyor.

Uzaktan kumandayla kontrol edilen boyalı medyada her gün ekranlarda konuşturulan, genetiğiyle oynanmış, kerameti kendinden menkul aydınlar, II.Cumhuriyetçi dönek solcular ve muhalefetçilik oyunu oynayan Dersimli Kemal’ler ve diğer figüranlar bize her gün silahların susması için telkinde bulunuyorlar.

Bize göre bu konuda yapılan iki önemli hata var:

HDPKK'li şerefsizler iyi niyetli ve barış taraftarı ama olayları derinlemesine değerlendiremeyen saf yurttaşları, "Analar Ağlamasın", "Akan Kan Dursun", "Barış Olsun", "Bebekler Ölmesin", "İki taraf da silahları bıraksın" v.b. söylemlerle kurnazca bir stratejiyle tuzağa düşürüyorlar. Güneydoğumuzda adı geçen yerleşim bölgelerimizde emperyalizm maşası PKK’li yüzlerce teröristin hendekler ve siperler kazıp ağır silahlarla bir kalkışmayla güzel ülkemizi bölme girişiminde bulunduklarını gizleyerek, sanki kolluk güçlerimiz orada zavallı, savunmasız sivil halkı katlediyorlarmış gibi bir algı yaratarak, hainliklerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Zaten bu bölücülük savaşını(AKP'nin "Açılım Süreci"nden yararlanarak) şehirlere taşımalarının gerçek nedeni de, özellikle sivil kayıplara sebep vererek içerde ve dışarda infial yaratmak!

HDPKK planlı olarak bu taktiği devreye sokmuştur, terör olaylarını şehirlere sokarak, olabildiğince çok sayıda sivil kayıplar üzerinden yurt içi ve yurt dışında medya üzerinden propaganda yapmayı planladılar.

Amaçları, bu şekilde arkalarında kamuoyu yaratmak, kirli ve hain planlarını “meşrulaştırmak”.

Bunu en uç noktada, “Türkler Kürtlere Soykırım Yapıyor”a değin götürüp, uluslararası güçlerin(AB/D, NATO ve BM) müdahelesiyle bölgede İkinci İsrail Projesini yaşama geçirmek.

Ama, bunu başaramadılar ve başaramayacaklar. Çünkü, bu caniler Kürt kökenli yurttaşlarımızdan destek görmüyorlar. Tüm yaşananlara rağmen, onların ezici çoğunluğu, birlik ve beraberlik içinde şanlı Türk Bayrağı altında yaşama iradesini gösteriyorlar.

Bu nedenle, “her iki taraf da silah bıraksın”, “kan akmasın”, “kimse ölmesin” v.s. şeklinde yapılan barış çağrıları da dolaylı olarak bu projelerin değirmenine su taşımaktan öteye gidemiyor.

Bizi düz mantıkla, “ya, iki taraf ta silahları bırakacak ve barış olacak; ya da bebekler ölmeye, analar ağlamaya devam edecek” ikileminde bırakıyorlar.

Yanlış anlamalara engellemek adına önce şunu belirtelim:

Bizler de, insancıl olan herkes gibi, tabii ki barıştan yanayız. Bir tek yurttaşımızın dahi acı çekmesini ya da yaşamını yitirmesini istemeyiz. Her yerde BARIŞ olsun isteriz!

Ancak, Türk Milletinin içine sokulduğu bu ne yaman bir açmazdır ki, halkımız aslında ya barış, ya da bölünme ikileminde bırakılmıştır!

Emperyalizmin dayattığı barışın bir bedeli var; emperyalizm ülkemizde ve bölgemizde barış olsun istemiyor, çok ağır bedeller ödetiyor.

Şu gerçekleri görmeden, bu konuda yapılacak yorumlar(farkında olmadan da olsa) bu hainlerin değirmenlerine su taşımanın ötesine gidemeyecektir:

Emperyalistler ülkemizin güneydoğusunu da kapsayan coğrafyada BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) gereği bir “Çakma Kürdistan” kurmak için çalışıyorlar. Aslında burada emperyalizm kuklası bir İkinci İsrail yaratılmak isteniyor(bkz. Siyonistlerin “Vadedilmiş Topraklar” projeleri).

PKK ve onun türevleri ise bu emperyalist projelerde onlar tarafından kullanılan maşalardır. Aslında yaşadığımız dünyada tüm terör örgütlerini yaratanlar, besleyenler ve destekleyenler emperyalistlerdir. Farklı coğrafyalardaki hedefleri için bunları kullanırlar. Başta batı medyası olmak üzere bazılarının halka “Özgürlük Savaşçıları”, “Gerilla” v.b. adlar takarak yutturmaya çalıştıkları PKK ve türevleri de sadece emperyalist projelere alet olmuş, uyuşturucu, silah, kadın, organ ve insan(göçmen) ticaretine bulaşmış insanlık dışı örgütlerdir.

Bu emperyalist projelere karşı duruş sergileyenler farklı çıkarlar peşinde koşan Rusya ve Çin dışında, emperyalizmin bölmeye çalıştığı bölgedeki ULUS DEVLETLERDİR.

Afganistan, Irak, Suriye gibi Türkiye Cumhuriyeti de uzun zamandır bunların hedefindedir.

“Yeni Sevr” olarak BOP’ni bize ve diğer 23 müslüman ülkeye dayatıyorlar.

Cumhurun Başının öğünerek “Ben BOP’nin Eşbaşkanıyım” dediği, bölgeye ölüm, kan ve acı getiren bu hain proje, bölge halklarına barış, özgürlük ve demokrasi getirmiyor.

PKK ve türevlerinin arkasında oldukları projelerin tümü Kürt kökenli yurttaşlarımıza sadece kan ve gözyaşı getirecek.

Bu alçaklığa karşı duruş sergileyen herkesin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ULUS DEVLETİMİZDEN yana olması gerekir.

TSK’nin ve Emniyet birimlerinin orada vatanın bütünlüğüne, Türk Milletinin birliğine ve Cumhuriyete ağır silahlarla savaş açmış emperyalist kuklası bir Narko-Terör Örgütüne karşı, devletimiz bekasını ilgilendiren son derece meşru bir savaşım verdiğini unutmamamız gerekiyor.

Bu savaşımda yurdun her yanından gelen(bir bölümü de Kürt kökenli) gençlerimiz, hayatlarının baharında pırıl pırıl delikanlılarımız(derneğimizin Gençlik Kolu Başkanı Erkan’ımız gibi) vatan, millet ve bayrak gibi kutsal değerler için kanlarını ve canlarını ortaya koyuyorlar. Bunu yaparken de, ya gazi olacak ya da şehadet mertebesine ulaşacakları için  bu kutsallar için ölümü seve seve göze alıyorlar. Ana babaları da arkalarından, "Oğlum benim kıymetlimdi, ama VATAN daha kıymetli, VATAN SAĞ OLSUN" diyorlar. Yani vatanın candan daha kutsal ve değerli olduğunu söylüyorlar. Bu insanlar da, diğerleri gibi, "Analar Ağlamasın", "Akan Kan Dursun", "Barış Olsun", "Bebekler Ölmesin", "İki taraf da silahları bıraksın" deseler ne olurdu? Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşımızda v.d. böyle söyleyip yapsalardı ne olurdu?

Ayrıca, "İki taraf da silahları bıraksın" söylemi ne anlama geliyor? Hangi iki taraf?

Bize göre, bir tarafta vatan, millet ve bayrak için meşru ve kutsal savunmada olan yüzde yüz meşru TSK ve Emniyet Birimleri, yani ülkemizin tertemiz delikanlıları; diğer tarafta ise emperyalist kuklası, kendi milletine, devletine, bayrağına silah çekmiş hainler.

Bu durumda, TSK ve Emniyet Birimleri mi silah bırakacak?!

Diğer yandan bilinmesi gerekir ki, düşünmeden körü körüne "düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışıyla hareket ederek, sadece Cumhurun Başına ve AKEPE’ye karşı olacağım diye PKK(HDP)’nin hedeflerine hizmet eden söylemlerde bulunmak saflığın ötesindedir. Burada mesele, "ya Cumhurun Başından ve AKEPE’den yana, ya da zavallı ezilen(!) Kürtlerden yana olmak” değil; "ya vatanın bütünlüğünden, Türk Milletinin birliğinden ve Atatürk Cumhuriyetinden yana, ya da emperyalist kuklası bir Narko-Terör Örgütünden yana" olma meselesidir.

Bu kutsal değerlerimizden yana taraf olmayı, AKEPE’den yana, ya da  Cumhurun Başından yana olmakla karıştırmamak gerekir. Çünkü onlar yaptıkları sayısız hainlikler bir yana, zaten kendileri de emperyalizmin kuklalardır.

Coğrafyamızda hızla değişen konjonktüre ve kişisel çıkarları nasıl gerektiriyorsa ona göre fırıldak gibi dönen Cumhurun Başı ve onun AKEPE’si yıllarca göz yumdukları ve müzakere masalarında pazarlık yaptıkları teröristlerle, şu sıralar silahlı savaşım kararı almış durumda.

Yarın öbür gün konjonktür değiştiğinde bunun da anında(hatta yüz seksen derece) değişeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın!

Bu nedenle, biz asla bu maşaların yanında olmayız; biz sevgili ülkemizin bütünlüğünden, yüce Türk Halkının birliğinden, yani ULUS DEVLETTEN yana olurken etnik kökeni her ne olursa olsun, aynı topraklarda yaşayan kardeşlerimiz bildiğimiz herkesle emperyalist projelere karşı olduk ve olacağız.

Gerçek barışseverlerin ve yurtseverlerin yapmaları gereken çağrı, eli kanlı canilere silahlarıyla birlikte güvenlik güçlerine teslim olmaları çağrısıdır.

Gerçek barış, ancak bu şekilde gelecektir. Ardından da yapılması gereken, bölgedeki ağalık düzenini yıkmak(bkz. HDP’nin yöneticilerinin sınıfsal durumları), toprak reformu yapmak, istihdama ve eğitime ağırlık vermek olacaktır.

Yüce Türk Halkı her gün tarifsiz acılar yaşarken, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya bir cehennem çukuru halinde bizi de içine çekmeye çalışırken, kısacası ülkemiz bilinmez bir karanlığa sürüklenirken, Cumhurun Başı ve onun AKEPE’si Türk Halkının hiç gündeminde olmayan, ancak emperyalistlerin projelerini ve bu işbirlikçilerin kişisel hedeflerini ilgilendiren “Başkanlık” ve “Yeni Anayasa” meselesine odaklanmışlardır.

Tüm bunların hesabı sorulacaktır, hıyanetin bedeli ağırdır!

“Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu” N. Hikmet

Saygıyla duyurulur.

Avusturya-ADD Yönetim Kurulu adına,

Op.Dr. Murat Yıldırım Barlan (Başkan)  Viyana, 12.01.2016

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 32 Yaşında

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

 

Yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nin 32. Kuruluş yıldönümünü kutlu olsun. Kıbrıs Türk halkının Varoluş Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük ve kurucu Cumurbaşkanı Rauf Denktaş’ı  Kıbrıs Türk halkı için verdikleri mücadeleden dolayı saygı ve minnetle anıyoruz. Vermiş oldukları bu mücadelenin meyvesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilelebet var olacaktır.

Saygılarımızla

Avusturya Atatürkçü Düşünce Derneği

 
   
© 1995-2013 AVUSTURYA ADD