Okt 06

Cumhuriyet Şehidi Bahriye Üçok

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Bundan tam 30 yıl önce evine gönderilen bir bombalı paket sonucu katledilen çağdaş ilahiyatçı, Atatürkçü ve aydın kalem Doç.Dr. Bahriye Üçok’u bir kez daha rahmetle anıyoruz. Siyasi islamın büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu modern Türkiye Cumhuriyeti için ne kadar büyük bir tehlike arz ettiğini ve siyasi simge olarak kullanılan türbanın yani örtünmenin İslam’da zorunlu olmadığını belirttiği için terör örgütleri tarafından tehditler almış ancak o yine de boyun eğmemişti.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucuları arasında yer alan Üçok, yazdığı kitaplar, makaleler ile aydın bir Türkiye için mücadele etmiştir.

Kendisini bir kez daha rahmetle anıyor, anısı önünde saygı ile eğiliyoruz.

Saygılarımızla

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Bşk)

Sep 22

(kein Titel)

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Aşağıdaki bağlantıdan Cumartesi akşamı gerçekleştirdiğimiz “Korona Virüs Salgını ve Etkileri“ isimli konferansımızın kaydına ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Bşk)

Sep 14

Korona Virüs Salgını ve Etkileri Konferansı

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Daha önce duyurusunu yaptığımız „Korona Virüs Salgını ve Etkileri“ isimli Zoom konferansımızın detaylarını ekte ki afişte ve aşağıda bulabilirsiniz.

Zoom konferansımız 19 Eylül 2020 Cumartesi günü saat 20:00‘de (Avusturya Saati) başlayacaktır.

 

Zoom Konferans bilgileri

https://ataturk-at.zoom.us/j/81720625228

Meeting ID: 817 2062 5228

Şifre gerekmemektedir.

 

Konferansımız ücretsiz olup katılmak için yukarıda belirtilen bağlantıya tıklamanız yeterli olacaktır. Eğer bilgisayarınızda Zoom programı kurulu değilse açılan sayfadan „Öffnen im Webbrowser“ seçeneğini tıklayarak konferansımıza katılabilirsiniz. Eğer Zoom programı yüklü ise bağlantıya tıkladığınızda otomatik olarak konferansımıza bağlanacaksınız.

Tüm dünyayı ilgilendiren bu önemli konu ile ilgili konferansımızın duyurusunu tüm çevrenize iletmenizi rica ederiz.

 

Saygılarımızla

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Bşk)

Jul 23

Erzurum Kongresi, Hatay’ın Anavatana katılması, Lozan Antlaşması

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Bugün, 23 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti Ulusal tarihi açısından çok önemli bir yeri olan Erzurum Kongresi’nin ve Hatay’ın vatan topraklarımıza katılmasının yıldönümü. 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basarak kurtuluş savaşını başlatan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Cumhuriyet‘e giden yolun en önemli duraklarından birisi olan Erzurum Kongresini düzenlemislerdir. Erzurum kongresi ile Manda ve Himaye reddedilerek ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. Bu bakımdan Erzurum kongresi gelecekte kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı, ulusal tarihimiz açısından çok önemli bir olaydır.

Hatay’ın topraklarımıza katılması ise genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onu yönetenlerin en ufak bir vatan parçasını bırakmama konusunda ne kadar başarılı ve kararlı olduğunu göstermiştir. Hasta yatağından kalkarak Hatay’ı anavata katan Mustafa Kemal Atatürk bir kez daha vatanı için canını hiçe saymış ve ne kadar büyük bir lider olduğunu tüm dünyaya ispatlamıştır.

Yarın, 24 Temmuz ise yüce Türk milletinin işgal güçlerine karşı vermiş olduğu destansı Kurtuluş Savaşı sonrası yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin adeta tapusu olarak kabul edilen Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yıldönümü. Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları belirlenmiş, Boğazlar meselesi, Kapitülasyonların kaldırılması ve Azınlıkların durumu gibi hayati önem taşıyan sorunlar karara bağlanmıştır.

Günümüzün bazı sözde tarihçileri Lozan Antlaşması’nı bir başarısızlıkmış gibi gösteren ve 2023 yılında süresi dolacakmış gibi yalan bilgileri gerçekmiş gibi anlatmaktalar. Bu sözde tarihçilerin 11 Kasım 1938 tarihinde karşı devrimi hayata geçirenlere hizmet ettikleri aşikardır. Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Lozan Antlaşması süresi olmayan, kalıcı uluslararası bir antlaşmadır. Kurtuluş savaşında ayağında ayakkabası olmadan, kurşuna karşı süngü ile savaşırken hayatını kaybeden Mehmetçiklerin kanıyla imzalanmış bir antlaşmadır. Aksini iddia eden ise vatan hainidir.

Lozan Antlaşması’nda emeği geçen başta İsmet İnönü olmak üzere tüm vatanseverleri bir kez daha minnet ve şükranla anıyoruz.

Saygılarımızla

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Başkan)

Jul 20

Kıbrıs Barış Harekatı

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

Bugün 20 Temmuz, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 46. yıldönümü. Yavru vatan Kıbrıs’ta soydaşlarımızı Rum çetelerin zulmünden ve planlanan soykırımdan kurtarmak için şanlı Türk ordusunun yapmış olduğu çıkartma sayesinde adadaki soydaşlarımız güvence altına alınmışlardır. Barış harekatı sırasında hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi bir kez daha minnetle anıyor ve aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Aşağıda sayın Dr. Noyan Umruk’un kaleminden Kıbrıs Barış Harekatı’nın öncesi ve sonrasını anlatan bir yazıyı bulabilirsiniz.

Saygılarımızla

Avusturya ADD Yönetim Kurulu adına

Yusuf Genç (Bşk)

İŞTE SİZE BİR DESTAN: 20TEMMUZ 1974-KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI
Dr. Noyan UMRUK

Rauf Denktaş; “-Allah’ım Geldiler .. Geldiler..”
“-Gökten iniyorlar.. Yağmur gibi..”

20 Temmuz 1974 – ŞAFAK SÖKERKEN KIBRIS SEMALARI;

Rauf Denktaş anlatıyor:

“Harekatın bir gün öncesi… Saat: 19.45
Büyükelçi Asaf İnhan Bey aradı, seni bekliyorum mesajı verdi…
Birkaç yüz metrelik mesafe sanki millerce uzun geldi bana.
Asaf Bey gülerek; “-Gel bakalım Denktaş Bey, beklediğin gün geldi…’ dedi.
Elime küçük bir kâğıt uzattı…
“-Evet, yarın sabah saat beşte geliyorlar…”
Başımın uğuldadığını hissettim. Sarılarak ağlaştık.
Geliyorlardı. Kurtulacaktık artık.”
*
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hayatını Kıbrıs davasına adamıştı.. 1963 yılında başlayan Türklere yönelik terör saldırılarına karşı da Dr. Fazıl Küçük önderliğinde Ada’da halkla birlikte mücadele etti ve Türk halkının haklarını uluslararası zeminde savundu.
15 Temmuz 1974 Nikos Sampson darbesinden sonra Ada’da yeni bir dönem başladı. Denktaş, Makarios’a karşı yapılan darbenin aslında Enosis (Ilhak/birleşme) amaçlı olduğunu belirterek, Ada’ya ‘müdahale’ etmekten başka çare olmadığını Ankara’ya iletti.
Zamanın rahmetli Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan hükümeti de hemen harekete geçerek, yoğun ve son derece ustalıklı bir diplomasi ve baskı politikası uyguladı. Sonucun yoğun temaslara rağmen diplomasi ile çözülemeyeceği anlaşılınca da 20 Temmuz sabahı müdahale gerçekleşti.
***
Rauf Denktaş anlatmaya devam ediyor;

“20 Temmuz: Sabah beş… Bayrak radyosu beyanatımı vermeye başladı. ‘Bugün, bu anda kahraman Türk silahlı kuvvetleri Kıbrıs’ın her yanında havadan ve denizden çıkarma yapmaktadır… Gazanız mutlu olsun. (…) Sabırlı olunuz, Harekâtın zaferle bitmesini bekleyiniz…’ …
Ve birdenbire derinden top sesleri… Hemen arkasından Gönyeli ovalarına yağan paraşütler… Etrafa baktım… Ağlayanlar çoktu… Yere kapanmış toprağı Öpenler vardı… Ben de ağlamaktaydım.
Avusturyalı irtibat subayı elimi iki avucunun içine alarak ‘sizi kutlarım, artık kurtuldunuz’ dedi. Her yerde, herkesin yürüyüşü bile değişmişti. Başlar dik. Gözlerde sevinç ve gurur vardı. Ölsek de gam yemeyiz artık diyordu herkes…
Geldiler ya… Her Türk’ün içinde Rum’un yıllarca, sınırlardan çalıp dinlettiği ve bizimle alay ettiği ‘Bekledim de gelmedin’ şarkısının uyandırdığı öfke ve acı vardı: Gelmişlerdi işte!..
Bu harekatın müthiş “Hava İndirme” operasyonu …

BİR DE BASKIN TARZINDA “BİR ÇIKARMA” OPERASYONU VAR…

Çıkartma öncesi, değişik NATO ülkelerinden subaylar kendi aralarında
şöyle laflıyorlardı.
Amerikalı subay, Türk subaya „Siz Kıbrıs’a çıksanız, nasıl
çıkacaksınız?“.
Türk subay „Herhalde bir şekilde çıkarız“ deyip konuyu geçiştirip akabinde
Amerikan subaya „Siz olsanız nasıl çıkarsınız peki?“
Vietnam’dan sonra „akıllanan“ Pentagon her bir asker icin 8 ton bomba atmayı „ilke“ olarak zaten benimsediğinden Amerikan subay da bu soru uzerine „once 3 saat kadar ağır bombalamayla, çıkartma yapılacak yeri bir yumuşatırız, ondan
sonra 1.000 seçme askeri göndeririz. Yarısı bunların zayi olur.“

Oysa, paraşütle indirme yapmaktan sonra en zor kabul edilen amfibik
çıkartma operasyonunu 500 Türk askeri ,140 kadar kayıp vererek gerçekleştirmişlerdir sadece….
Operasyon hiç beklenmedik, hiç çıkartma harekâtına elverişli olmayan bir alandan baskın tarzında olduğundan çıkartma harekâtı hiç bombalamadan, hiç „yumuşatılmadan“ gerçekleştirilmiştir…
Harekât öyle herkesin diline doladığı gibi „cok gizli“ falan da degildir.
Mersin’den, sabaha karşı, halk toplanarak, davulla zurnayla göndermiştir
askerlerini.
Çıkartmadan sonra, içerilere girmek cok kolay olmuştur, Türk birlikleri icin…
Öyle ki, çay ocağını kapatmadan kaçan Yunan birliklerinin „sayesinde“, Yunan
garnizonlarına giren askerlerimiz, sıcak ve taze demlenmiş çayı, „hazır“
olarak bulmuşlardır..!

YA ŞEHİTLER…
Kıbrıs Barış Harekâtında 498 askerimiz şehit düşmüş, 1200 askerimiz ise yaralanarak gazilik ünvanına erişmiştir.
Ben, yüzlerce şehidimizin üçünden bahsedeceğim bu gün…

Harbiye’ deki unutulmaz tabur komutanımız Halil İbrahim Karaoğlanoğlu (1924 Tavas, Denizli – 21 Temmuz 1974, Kıbrıs).
Kıbrıs‚a ilk çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri 50. Piyade Alayı’nın komutanı.
Komutasındaki emrindeki 50. Piyade Alayı ile birlikte  Pladini Plajı’na, Kıbrıs’a ilk çıkan komutandı.  Harekatın ikinci gününde 21 Temmuz 1974 tarihinde bir havan mermisi ile ağır yaralandı ve kısa bir süre sonra da hayatını kaybetti.
Ve sınıf arkadaşım rahmetli Nermi TOMBUL

Bir gece saat 2.00,de evinden eşini, 17 aylık oğlunu ve iki yaşındaki kızını bırakarak Kıbrıs Harekâtına katılmak için bir daha dönmemek üzere evinden ayrılır…
Kıbrıs Harekâtının yoğun çatışmaların olduğu günlerden birinde, ikmal subayı P. Üsteğmen Nermi Tombul ve Asteğmen, bir kamyonete ihtiyaç olacak mühimmatı yükleyerek tabura götürmek için yola çıkarlar. O sırada taarruzu izleyen Teğmen Gürkan „kendisinin de onlarla gideceğini“ söyleyerek araca biner..
Kamyonetin arkasında Asteğmen, şoför mahallinde mücahit şoför, Üsteğmen Nermi ve Teğmen Gürkan olmak üzere hareket ederler. Yolu şaşırır, taburun bulunduğu yere değil de Rumlar’ın kontrolündeki köye girerler..
Farkına vardıklarında artık çok geç olmuştur. Aracın arkasındaki Asteğmen yere atlar, bunu gören Üsteğmen Nermi ve Teğmen Gürkan da araçtan atlarlar ve Rumlar’la çatışırlar ama maalesef üçü de şehit olurlar..
Hikaye burda bitmez tabi. 17 aylık oğlu büyümüş ve askerlik çağı gelmiştir. Askerde dağıtım için kura çeken oğlunun görev yeri Kıbrıs’a çıkmıştır. Üstelik görev yapacağı tabur, babasının mezarının bulunduğu şehitliğin bitişiğidir.
Şehit NERMİ TOMBUL kokusuna doyamadığı 17 aylık oğluyla yıllarsa sonra şehit düştüğü topraklarda tekrar bir araya gelmiştir…

Ve yine sınıf arkadaşım Nazmi SAATÇİ

Tıpkı rahmetli Nermi gibi Nazmi de üniformanın çok yakıştığı, üniformayı en iyi taşıyan subaylardandır.
Komando üsteğmen Saatçi, Bolu Komando Okulu’nda eğitim sırasında parmağından sakatlanır ve ameliyata alınır.
Tam o günlerde Kıbrıs’ta yaşanan olaylar sonrası Rumların Türklere yönelik katliamları hız kazanmıştır.
20 Temmuz 1974 günü Barış Harekatı’nın yapılacağı daha önceden birliklere bildirilmiştir. Üsteğmen Nazmi Saatçi ameliyat sonrası raporlu olmasına rağmen birliğine dönerek görev ister ve ısrarı neticesinde taburunun başında Kıbrıs’a çıkarma harekâtına katılır.
Üsteğmen Nazmi Saatçi Beşparmak Dağları’nda Dikoma Köyü yakınlarında Rum mevzilerine taarruz ederken 29 Temmuz 1974 günü şehit olur…
Tüm şehitlerimiz ışıklar içinde yatsınlar… Gazilerimize uzun, sağlıklı ve huzurlu yıllar…
Sonuç:
*Adada 11 yıldır çekilen çileler son buldu. Kıbrıslı soydaşlarımızın bir katliama uğraması önlendi…
*Ege’deki komşumuzda rejim değişikliğine yol açılmış, aklına başına aklını başına alması sağlanmış oldu….
*Kim ne derse desin Ada’ya gerçek manada barış geldi…
*Bağımsız KKTC’nin yolu açıldı.
*Doğu Akdeniz’de Antalya Körfezine kapanmamızı önleyecek stratejik bir başarı elde edilmiş oldu…
Gerisi laf-ı güzaf… Yeter ki bizler bu önemli diplomatik ve askeri başarının, anlamını idrak edip, bu “destanın” kıymetini bilelim!