Unutmayacağız  

   

Facebook Sayfamız  

   

Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu  

   

Yılbaşı Tatili

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,


'Noel ve Yeni Yıl Tatili' sebebiyle 24.12.2017 - 14.01.2018 tarihleri arasında dernek lokalimizde 'Pazar Kahvaltısı' gerçekleşmeyecektir. Dernek lokalimiz 07.01.2018 tarihi itibariyle tekrardan siz değerli dostlarımıza kapılarını açacaktır.

28.01.2018 tarihi, Pazar günü dernek lokalimizde saat 13:00 itibariyle 'Cumhuriyet Şehitlerini Anma' programımız gerçekleşecektir. Anma programına siz değerli vatandaşlarımız davetlisiniz.

Saygılarımızla

Avusturya Atatürkçü Düşünce Derneği Yönetim Kurulu

Necip Hablemitoğlu

Değerli Üyeler, Değerli Atatürkçüler,

15 yıl önce bugün karanlık ellerin düzenlediği kahpe bir suikastla aydın, yurtsever ve gerçek bir Atatürkçü Dr. Necip Hablemitoğlu'nu yitirdik.
Özellikle kitapları ve konferanslarıyla Atatürk ilke ve devrimlerinin korkusuz savunucusu olan Dr. Hablemitoğlu, ölümünden sonra da bizleri aydınlatmaya ve yol göstermeye devam etmektedir.
Bugün ülkemizde yaşadığımız olayları çok önceden gören ve bu sebeple de suikaste uğrayan Dr. Hablemitoğlu'nun son kitabı "Köstebek"i bugünleri daha iyi anlamak için mutlaka okumanızı tavsiye ediyoruz.

Bizler, cesur ve kahraman yürekli, Mustafa Kemal'in askeri Dr. Hablemitoğlu'nu unutmayacağız, unutturmayacağız.

Avusturya-ADD Yönetim Kurulu adına
Yusuf Genç (Bşk)

 

Mustafa Yıldırım - REHBER İMAMIN FETVASI

Ahmet Taner Kışlalı'nın ölüm yıldönümünde değerli yazar Mustafa Yıldırım'ın konu ile ilgili bir yazısını siz değerli üyelerimize ve dostlarımıza sunuyoruz!!!

 

REHBER İMAMIN FETVASI:

"TÜRK HALKI INKILÂPÇI LIDERINI DESTEKLEMELI!"

                                                                                                                                            

"İnkilabımızı tüm dünyaya ihraç etmek için çalışmalıyız. Bunun tersi düşünceleri bırakmalıyız." Humeynli Ruhullah, 21 Mart 1980

 

İlkesizliği huy edinenler savrulmaktan kurtulamıyor; basit mantık kurgularıyla hurafelere takılıp kalıyorlar; "Şu devlet benim düşmanımdır. Bu devlet de ona düşmandır. Öyleyse düşmanımın düşmanı olan bu devlet dostumdur!" deyip korkularına tutsaklaşıyorlar.

Arada bir öyle şaşkınlaşıyorlar ki, "Düşmanımın düşmanı olan devletin diktatörü de dostumuzdur!" diyorlar..

Oysa düşmanınızın düşmanı yolundan şaşmıyor; "dinsiz" dediği Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için öldürmekten kaçınmıyor; ulus devletleri yıkarken düşmanıyla birleşiveriyor.

Mısır'da halk, silahlı darbeci Müslüman Kardeşlerle birlikte "demokrasi" diyerek alanlara çıkınca ABD yönetimi isyanı sonuna dek destekledi. ABD'yi "Büyük şeytan" ilan eden Humeyni mollaları da isyanı destekledi. Hatta Rehber İmam Ali Hameney, Mısır ordusunu isyancıları desteklemeye çağırdı. Kısacası ABD-İran aynı saftaydılar.

Humeyni darbeciliğinin kaynağıdır katliamcı Mısır Müslüman Kardeşler Örgütü. İran yönetimi, Mısır'da onları kışkırtırken Suriye'de onlara karşı Kudüs Kuvvetlerini çarpıştırıyor.

İran'ın tek adam diktası, AKP'yi Suriye'de ABD ile işbirliği yapmakla suçlarken Ayetullahların Genelkurmay Başkanı Tümg. Hasan Firuzabadi, Türkiye'dekileri eyleme çağırıyordu:

"Müslüman ve kardeş Türk halkı, devrimci liderlerinin arkasında durmalı.

Kardeş ve devrimci Mısır halkı da seçilmiş, devrimci cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin arkasında durmalı... 

Müslümanlar, Suriye halkının yaptığı gibi devrimci liderlerini desteklemeli!"

 

Suikast Fetvası

İran'ı ve Ortadoğu'nun birçok ülkesinde ayaklanan Kudüs Kuvvetleri bağlantılı cihatçıları yönetenler "ılımlılık" görüntüsüne bürünmekte ustadırlar. Rehber İmam Hameney'in adamı Ayetullah Hassan Ruhani de öyledir.

Hassan Ruhani 1999'da İran İnkılâp Güvenlik Konseyinin sözcüsüydü. O sıralarda Tahran'da birazcık da olsa özgürlük isteyen öğrenciler, eli sopalı-silahlı sivil inkılâp milislerince  (Basij) katlediliyordu. Türkiye yönetiminden özgürlüğü destekleyen genel açıklamalar duyulunca Ruhani, basın toplantısında, sesini yükseltti:

"Türkiye cevabını çok yakında alacaktır!" [Zifiri Karanlıkta -2, Demokrasi Tuzağı]

Onun böyle dediği günlerde Ankara'daki Kudüs Kuvvetleri ameliyatçıları, İran'daki cihat ve suikast eğitiminden dönmüşler suikasta hazırlanıyorlardı. Hazırlıklar tamamlandı; Türkiye, Ağustos 1999 deprem yıkımıyla uğraşırken 21 Ekim 1999'da Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'yı bombayla parçaladılar.

Muammer Aksoy'u, Çetin Emeç'i, Bahriye Üçok'u, Uğur Mumcu'yu  ve birçok yabancı diplomatı, halktan kişileri öldüren cihat erleri, 8 ay sonra yakalandılar; müebbete mahkum oldular.

Türkiye'nin pişkin İslam inkılapçıları katilleri açıktan ya da dolaylı savunurken, Cumhuriyeti savunduğunu ileri sürenler cinayetin hemen ardından "faili meçhul" diyerek bir kez daha suikastın merkezini unutturdular.  Kışlalı'yı her yıl panellerle, manşetlerle ananlar da yıllarca "derin devlet" imalarıyla katillerin arkasındaki dış gücü unutturdular.

 

12 yıl sonra Merve S. Kavakçı ...

Katiller 12 yıldır müebbetten yatarken Merve S. Kavakçı 2012'de TBMM Darbe Komisyonunca coşkuyla karşılandı.

Merve S. Kavakçı, devletin Müslümanlara karşı kumpas kurduğunu ileri sürdü. Kışlalı'nın öldürülmesini örnek verdi ve cinayetin "bir bakıma dindarlara yıkıldığını" söyledi. Ardından söyledikleri de ABD'nin Türkiye'ye karşı açıkladığı Ocak 2000 raporundan alınmaydı.

Komisyonun muhalefet temsilcileri, katillerin İran'da eğitilip, oradan yönetildiklerini, mahkum olduklarını söylemediler. Susmayıp, Merve S. Kavakçı'ya şunları sorabilirlerdi:

1999'da İngiliz Meclisinde Türkiye'yi suçlayıp suçlamadığını...

Belki de Amerikan Senato komitesinde de Türkiye'yi karalayıp karalamadığını...  Senatoda yanında oturan Ermeni Papaz'ın "Atatürk de bir insan kasabıdır" dediğinde ne yaptığını...

İşin özü: "Söz konusu Türk Cumhuriyetiyse gerisi teferruat değildir!"

Mustafa YILDIRIM

Bozdoğan, 20 Ekim 2017

 

e.b. Baba Şeyh Yusuf Ziya Kavakçı, Humeyni darbesinin yıldönümünde, Erzurum Atatürk Üniversitesine haber vermeden İran'da konuşmaya gittiğinde disipline verilince Erzurum'dan ayrılıp Ortadoğu'ya, Libya'ya, gitti ve sonunda ABD'ye yerleşti. M.S. Kavakçı ABD Senatosunda annesinin profesör olduğunu söylemişti; ama annesi profesör değil, Almanca okutmanıydı.  M.S. Kavakçı abu Şanab ve kardeşi Ravza Kavakçı Kan, TBMM'ye Bilgisayar Mühendisi olduklarını bildirmişlerdi; ancak okudukları üniversitede o sıralar Bilgisayar Mühendisliği bölümü yoktu. [M. Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında ve Zifiri Karanlıkta 2. Cilt]

 

Bahriye Üçok

 

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesi, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin yılmaz savunucusu ve 6 Ekim 1990 günü teröristlerce bombalı  suikast sonucu aramızdan ayrılan Prof. Dr. Bahriye Üçok'u ölümünün 27. yılında bir kez daha sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

Avusturya ADD Yönetim Kurulu

 

Atatürksüz TBMM Açılışı Olamaz

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DÜNYA PLATFORMU BASIN BİLDİRİSİ

Atatürksüz TBMM açılışı Olamaz!

 

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, TBMM'nin 26’ncı Yasama Dönemi’nin 2. Yasama Yılı’nın birinci birleşimini açış konuşmasında, “141 yıllık Meclis geleneğimiz var.” diyerek, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği 23 Nisan 1920 tarihinin önemini kavrayamadığını açıkça göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilk başkanı olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 97 yıllık bir geleneği vardır; 141 yıllık değil!..

Mondros Ateşkes Anlaşması'yla 1. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan, ve Meclisi İtilaf Devletleri tarafından dağıtılmış olan Osmanlı Devleti’nin Mebusan Meclisi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin aynı geleneğe bağlı kabul etmek, Cumhuriyetin ilanını kabul etmemektir.

 

Meclis Başkan Kahraman üstelik, açış konuşmasında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını anmamakla, bulunduğu makamın Türk milleti için ne derece önemli, saygıdeğer tarihi bir makam olduğunun bilincine varamadığını da ortaya koymuştur. TBMM Başkanı olarak, Türk milletinin değerlerini hiç yokmuş saymak, tarihi gerçekleri çarpıtarak ya da değiştirerek anlatmak, kasıtlı ve bilinçli olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusunun adını anmamak, Cumhuriyetimize ve milletimize yapılmış en büyük bir saygısızlıktır.

 

T.C Anayasası, "kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;” nı belirtir. Ama, Kahraman, açış konuşmasında "vekillerimiz tam bir cihat ruhuyla çalıştılar" diyerek, Müslüman âlemi için dini bir görev olan bir unsuru TBMM’nin değerlerine ve işlerine karıştırarak Anayasal bir suç da işlemiştir.

 

Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne inanan Atatürkçüler, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları kahramanı, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük Devlet Adamı Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü anmayan, Atatürk ilke ve devrimlerini, evrensel gerçekleri inkar eden, Anayasa’ya aykırı davranan bir TBMM Başkanı’nın bu yüce koltukta oturmasını istemiyoruz!

 

Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu

Yönetim Kurulu

 

 
   
© 1995-2013 AVUSTURYA ADD