Takvim  

Aralık 2017
P S Ç P C C P
27 28 29 30 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31
Ocak 2018
P S Ç P C C P
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4
Şubat 2018
P S Ç P C C P
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 1 2 3 4
   

Facebook Sayfamız  

   

Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu  

   

RTE fabrika ayarına geri dönmedi…

 

Temmuz 2015’ten 29 Eylül 2016’ya kadar RTE ve AKP şunları yaptı:

PKK’yle müzakereden vaz geçip mücadele etme kararı aldılar.

17-25 Aralıktan sonra Gülen Cemaatine(o zaman daha bunların FETÖ olduklarını anlayamamışlardı), 15 Temmuz darbe girişiminden beri de FETÖ’ye savaş açtılar.

Türk Silahlı Kuvvetlerini “ÖSO” dedikleri toplama eşkıya grubuyla Suriye’nin kuzeyine gönderip orada bir “Kürt Koridoru” oluşturulmasını engelleme kararı aldılar.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ise, birden ulusalcılığı ve Atatürk’ü keşfeden RTE ve AKP, temelde doğru ve ülke yararına olan bu icraatlarına paralel olarak özellikle milliyetçi bir görünüm vermeye özen gösterdiler. Bunun için Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olmuş gibi davrandılar.

Onların bu ulusalcı söylemleri bazılarını şaşırttı, bazılarını da aldattı.

Öyle ki, bazıları bunların BOP-Eş başkanlığından vaz geçip, artık ülke çıkarlarını ön planda tutan politikalar yapacaklarını sandılar.

Bazıları ise, daha da ileri gidip, bunların “Kemalist çizgiye geldiklerini”, “İkinci Kurtuluş Savaşı yaptıklarını(RTE de bunun Baş Komutanı oluyor)” ve artık “antiemperyalist cephede saf tuttuklarını” iddia ettiler.

Ancak, RTE ve AKP’nin15 Temmuz darbe girişiminden bu yana yaptıkları, bu aşırı iyimser kesimde bile bunların Atatürkçülükleri konusunda kuşkular uyandırmaya başlamıştı. Çünkü, kulağa hoş gelen söylemleri bir yana, icraatlarıyla siyasal İslamın ülkemizde son 65 yıldır yapmaya çalıştığı karşı devrimi tamamlıyor görünümü veriyorlardı.

Nihayetinde, RTE 29 Eylülde Kaçak Sarayda muhtarlara yaptığı tarihi(!) söylevinde, Lozan Barış Antlaşmasını bir hezimet olarak niteleyip, onu imzalayıp kabul edenleri(İsmet Paşa’yı ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı kast ederek) başarısızlıkla(hainlik demeye yüreği yetmedi) suçladı.

Oysa RTE daha iki ay önce yaptığı konuşmada, “Türkiye Cumhuriyetinin Tapu Senedidir” diyerek Lozan’ı övmüştü.

Ne olmuştu da, RTE 180 derece çark etmişti? Lozan’ı sorgulamak, Türkiye Cumhuriyetini sorgulamak anlamına gelmiyor muydu?

RTE, Kemalizmden vaz mı geçmişti acaba?

Biz Avusturya-ADD olarak RTE’nin tüm bu manevralarına hiç şaşırmadık, çünkü bu süreçteki söylemlerin ve yapılanların samimi değil, değişen iç ve dış dinamikler gereği, konjonktürel olduğunu ve sadece takiye olduğunu biliyorduk. Bunu defalarca, söyledik ve yazdık.

“Davamız için gerekirse papaz cübbesi bile giyeriz” diyen takiyeci zihniyetin, fanatik şeriatçı karşı devrimcilerin ve emperyalizm maşalarının birden Atatürkçü, Cumhuriyetçi olduklarına hiçbir zaman inanmadık.

AKP, 2014 yılına kadar Türkiye’yi FETÖ ile el ele, kol kola yöneten iki gerici ve emperyalizm kuklası güçten biriydi. Bugün mücadele ettiklerini söyledikleriyle 11 yıl boyunca iktidar ortaklığı yapmış, onlara her istediklerini vermiş(kendi itirafları) ve beraberce Cumhuriyeti tasfiye etmişlerdi.

Cumhuriyeti yıkıp, özlemini çektikleri faşizan şeriat düzenini kurmak için önlerinde engel olarak gördükleri yurtsever Atatürkçü subay ve aydınlara F-tipi cemaatten dava arkadaşlarıyla birlikte “Ergenekon”, “Balyoz”, “Askeri Casusluk” v.d. kumpasları kurmuşlardı.

Hukuku ayaklar altına alan, mahkeme kararlarını hiçe sayan, anayasayı defalarca çiğneyen, adalet ve emniyet teşkilatlarını FETÖ’ye teslim eden ve FETÖ şakirtlerinin TSK’ne sızmasına destek veren RTE ve onun AKP’siydi.

Bize göre RTE ve onun AKP’si, darbe girişiminin baş sorumlusudurlar ve darbecilere yardım ve yataklık yapmaktan suçlusudurlar. Bu ağır suçtan da, “Allah bizi afetsin” gibi gülünç bir söylemle sıyrılamazlar! Er ya da geç bu hesabı verecekler!

Diğer taraftan, RTE darbe girişimi daha henüz kontrol altına alınmışken “Bu bize Allah’ın bir lütfu” demişti ve krizi fırsata çevireceğinin sinyalini vermişti.

15 Temmuzdan birkaç gün sonra da Konya’da,Türkiye’nin yeni ve daha öncekilere hiç benzemeyecek bir kuruluş dönemine girdiğini” söyleyip, “Yeni Türkiye’yi inşa etmeye başlıyoruz” demişti. Bunun anlamı Türkiye Cumhuriyetini sonlandırmak ve onun yerine başka bir düzen kurmaktır. Bunun adı da net olarak, Karşı Devrimdir!

Bunlar tescilli karşı devrimcilerdir!

Bugün asıl tehlike, bir RTE-AKP darbesidir!

Olağanüstü Hal (OHAL) ilan eden RTE, TBMM’ni devre dışı bırakmış ve sadece AKP hükümetinin kendi amaçlarına göre çıkardığı kanun hükmündeki kararnamelerle ülke yönetimine el koymuş durumdadır. Bu bir cunta hükümeti demektir.

RTE’nin başını çektiği bu karşı devrim hareketi, bu krizi Cumhuriyeti bütünüyle yıkmak ve onun yerine faşizan bir şeriat düzeni kurmak için fırsata çevirmeye çalışmaktadır.

15 Temmuzdan bu yana attıkları adımlara bakınca, bunların aslında devletteki gerici yapılanmayı değil, sadece FETÖ’cüleri tasfiye ettikleri anlaşılmaktadır. Onlardan boşalan yerlere liyakata göre atama yapmak yerine, farklı cemaat mensupları başka gericilerin yerleştirildiği görülmektedir.

Politik ve ideolojik açıdan FETÖ’nün ikiz kardeşi olan RTE ve AKP gerçekte siyasal açıdan FETÖ’cü darbeyi tamamlıyorlar.

Bu arada da, 11 yıllık suç ortaklığı sonrasında, devleti tek başına ele geçirmeye kalkan ve bu yüzden onları tasfiye etmek isteyen rakiplerini temizliyorlar.

RTE ve AKP iktidarı, herkesin gözü önünde Türkiye Cumhuriyetini dönüştürüyorlar, yeni bir rejim kuruyorlar. Bunu da, sözde muhalefetin inanılmaz beceriksizliği ve aymazlığı sayesinde yapıyorlar.

Başından beri bir RTE taktiği olan “Yenikapı mutabakatı” esas olarak muhalefeti işlevsizleştiriyor. Muhalefet AKP’nin karşı devrim hamlelerine, topluma ve muhalefete dayatılan çakma bir “Yenikapı Ruhu” algısıyla desteğini esirgemiyor.

Bu da, RTE ve AKP’nin darbeye karşı dik duran demokrasi kahramanları gibi algılanmasına yol açıyor, siyasal açıdan ellerini güçlendiriyor.

Bu durumda, AKP’ye “FETÖ’yü tasfiye ediyor” diyerek verilen destek, bize yakın geçmişte liberallerin “vesayetlerle mücadele ediyorlar” diyerek bu siyasal İslamcılara verdikleri desteği anımsatıyor.

O dönemde liberallerin siyasal İslamcı iktidara karşı toplumsal direniş refleksini kırdıkları gibi, şimdi de bunlara verilen destek ülkemizin şeriatçı bir başkanlık rejimine sürüklemesine karşı direnecek Kemalist-Cumhuriyetçi kitlelerin direnme istençlerinin kırılmasına yol açıyor.

Oysa ülkemizin AKP ile mutabakata veya uzlaşmaya değil, ivedilikle bu karşı devrimci sivil darbeyle mücadele iradesinin artırılmasına ve örgütlenmeye gereksinimi var.

Bu iradeye ve örgütlenmeye zarar verecek her türlü söylem ülkemizin bekası açısından son derece vahim sonuçlara yol açacaktır. Bundan kesinlikle kaçınılmalıdır!

Parlamento içindeki ve dışındaki muhalefetin, Türkiye’nin ilerici, laik ve cumhuriyetçi güçlerinin tarih ve toplum önündeki sorumluluğu büyüktür.

Bugün karşımızda duran en yakın tehdit gerici-faşizan bir RTE-AKP darbesidir!

Bu yüzden, bize göre asıl aydın sorumluluğu bu yakın tehlikeye dikkat çekmek ve bunu önlemek için geniş katılımla bir Kemalist-Cumhuriyetçi cephenin kurulmasına destek vermektir.

Biz Kemalist yurtseverlere düşen görev, zaman zaman değişen konjonktür gereği ülke için doğru adımlar atsalar da, söylemlerini değiştirseler de, RTE’nin ve onun AKP’sinin Atatürk Cumhuriyetini yıkıp yerine faşizan bir şeriat düzeni getirmekten hiçbir zaman vaz geçmeyecek, emperyalist kuklası karşı devrimciler olduklarını halkımıza tekrar tekrar anlatmak ve halkımızı örgütlemektir.

Bu açıdan bakıldığında, 29 Eylülde Kaçak Sarayda Lozan’dan bir hezimet olarak bahseden RTE bize aslında hiç değişmediğini, daha önce de defalarca yaptığı gibi bir süre takiye yaptığını göstermiştir. Aslında hiç değişmeyen bir şeyin de “fabrika ayarına dönmesi” söz konusu olamaz.

Lozan Barış Antlaşması konusunda Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın söylediğini bilmek yeterlidir, gerisi safsatadır.

Bu antlaşma, Türk Milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir.

Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

Saygıyla duyurulur.

Avusturya-ADD Yönetim Kurulu adına,

Op.Dr. Murat Yıldırım Barlan (Başkan)

Not: İzlemenizi önerdiğimiz iki tv-programını aşağıda bulabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=xihsEWNFSxY

https://www.youtube.com/watch?v=xnsHrRs3J2k

 

 

 

   
© 1995-2013 AVUSTURYA ADD