BU AYIN KONUSU
Değerli okur,
Bu ayın ilginç konusu
olarak Mustafa Sarıgül ve Türkiye
Değişim Hareketini (TDH) okuyacaksınız. Sarıgül nereye koşuyor? Yüklendiği
misyon nedir? Kimlerin değirmenine su taşıyor? Kimin (veya kimlerin) adamı? Ona
neden “Truva Atı” diyorlar?
Tüm bu sorulara aşağıda
açık ve net yanıtlar bulacaksınız. Her zaman olduğu gibi, kaynak ve belgesini
vererek!
Saygılarımızla,
Avusturya-ADD
SARIGÜLÜN GERÇEK RENGİ İSTE BURADA ABD AB CIA VE AKP
İLİSKİSİ … TDH NİN GERÇEK AMACI….
Hakkımda
açılmış bir tek dava yok” diyen Mustafa Sarıgül şu an İstanbul 2. Ağır Ceza
Mahkemesi’nde sanık sandalyesinde hangi suçtan yargılanıyor?
Sarıgül’ü
Ağır Ceza Mahkemesi’ne düşüren GİZLİ damgalı yazının altındaki imza kime aitti?
Cumhuriyet
Savcılığına “Mustafa Sarıgül için adam vurdum ama şimdi konuşmayayım diye
Sarıgül ve adamları beni öldürmek istiyor” diye dilekçe veren silahlı tetikçi
kim ?
Çocuğunun
kirveliğini yaptığı uyuşturucu kaçakçısı, katil kim?
Sarıgül’ün
TBMM tarihinde eşi benzeri görülmemiş skandalının perde arkası…
Mustafa
Sarıgül’ün Şişli Belediyesi’ne ait araçların sigorta işlerini verdiği kardeşi
Bülent Sarıgül ve eşi ne suç işlediler de mahkemeye düştüler ?
Şişli
Belediyesi’ndeki kilit kadrolarda görev alanlar niçin Erzincanlılar arasından
seçiliyor ? Sarıgül’ün belediye kasasından fonladığı Ercincanlı dernek, lokal
ve kahvehaneler listesi…
CHP Şişli
İlçe Başkanı Dursun Çaltı Sarıgül hakkında ne dedikten 28 gün sonra
ayaklarından vuruldu ?
Uçan kuşa
borçlu hesapları hacizli Şişli Belediyesi’nin borçlular listesi…
Sarıgül
köstebek mi ? Arkasında ABD var mı ? Ünlü para sihirbazı Soros ile Sarıgül’ü
buluşturan bağlantı ne ?
Binlerce
insanı mitinglere taşıyan özel uçak/helikopterle dolaşan Sarıgül parayı nereden
buluyor ? Sarıgül’ün şirketleri, ortaklıkları…
Doğduğu Ermeni
köyü…
Açlıktan verem tedavisi gördüğü günler..
Niçin polis olmak istiyordu…
Araba yıkadığı günler…
32 kısım
tekmili birden belgelerle Mustafa Sarıgül’ün hayatını Ömer Yılmaz İnanç kaleme
aldı.
Mutlaka
okuyun…
Kitapçılarda..
Mustafa Sarıgül
Düğün Evinin Tefçisi Ölü Evinin Yasçısı
Ömer Yılmaz İnanç
İrtibat:
Elif Kitabevi
Sahaflar Çarşısı Beyazıt İstanbul
tel:
0212 522 20 96
0212 522 20 96
Kitaptan Bazı
Bölümler (Sayfa 24-39)
Ayın Karanlık
Yüzü
“Şişli
Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül’ün
arkasında nasıl bir destek olduğunu bilmiyorum.” [1]
Bülent Ecevit
Mustafa
Sarıgül her gün gazetelerde boy boy yer alan yerüstü faaliyetlerinin yanı sıra
yeraltı dünyası ile de ilginç ilişkiler içindeydi.
Kamuoyunda 1.
MİT raporu olarak bilinen ve 1987 yılında basına yansıyarak uzun süre gündemde
kalan “Banker Bako Olayı, Polis İçindeki Çekişme ve Yeraltı-Polis-Kamu
Görevlileri İlişkileri” isimli istihbarat raporunda adı yeraltı dünyası ve
mafyayla birlikte anılan şarkıcı Hülya Süer ile bir dönem birlikte yaşamıştı.
[2]
Sarıgül,
Duygu Asena’yla 1989 yılında yaptığı ve ‘Hülya Süer’le evlenmeyeceğim’ başlıklı
söyleşide ilişkisini inkar ederek Süer’in kalbini kırmıştı. Süer de Sarıgül’le
dokuz aydır bir ilişkileri olduğunu belirtiyor, ondan evlenme teklifi aldığını
açıklıyor ve şöhret dünyasının şanlı klişelerinden biriyle cevap veriyordu; “Bu
beyefendi ile şu anda ilişkim yok. Fakat görüyorum ki, hep gündeme benim
ismimle, benim olayımla geliyor.” [3]
Mustafa
Sarıgül, adı MİT ve TBMM Susurluk Komisyonu Raporlarında [4] geçen Ahmet Vefa
Küçük ile 7 Eylül 1995 tarihinde ortaklaşa VEFA PETROL ve TURİZM İŞLETMELERİ
SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ’ni kurmuşlardı. [5]
Sarıgül’ün
ortağı ve Fenerbahçe camiasının yakından tanıdığı Küçük, yeraltı dünyası ile de
yakın ilişkiler içinde idi. Küçük’ün kayınpederinin işleriyle ilgili
anlaşmazlıklar ve Bağbank’ın batışı sonrasında ortaya çıkan yeni durumlar Küçük
ile Mafya Babası Alaattin Çakıcı’yı karşı karşıya getirmişti.
1985
yılında
Vefa Küçük’ün bürosu
Çakıcı’nın adamlarınca basılmıştı. Çakıcı o sıralar
1980
öncesinde demir kaçakçılığına [6] adı karışan Suat
Sürmen’in haklarının
koruyucusuydu. Vefa Küçük Çakıcı’ya asıl
dolandırılanın kendisi olduğunu
anlatınca, Çakıcı bu kez Suat Sürmen’e karşı cephe
almış, sonunda her iki taraf
da parayı verince de Çakıcı uzlaşmayı sağlamıştı. [7]
Sarıgül’ün
kurucusu olduğu 335027 sicil no’lu Vefa Petrol’ün
ilginçliğini sadece Küçük’ün
ilişkileri oluşturmuyordu. Ticaret sicil kayıtlarında bu firmayı
sıradan bir
benzin istasyonu işleten benzerlerinden ayıran, bu şirketin
Yönetim Kurulu
üyeleriydi. İstanbul Kasımpaşa ve Fulya’da Shell benzin
istasyonları işleten bu
şirketin Yönetim Kurulu üyeleri İslam Yakut [8] ve yeğeni
Erhan Yakut [9],
Narkotik polisinin çok yakından tanıdığı kişilerdi. İslam ve
Erhan Yakut,
Aralık 2002’de İstanbul Kozyatağı’nda ele geçen ve
piyasa değeri 5 milyon dolar
olan 255 kilo 359 gram eroinin sahibi olarak polis tarafından
gözaltına
alınmışlardı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik
Şube’nin düzenlediği ‘Sacayağı’
adı verilen 3 ayrı operasyonda gözaltına alınanlar arasında
gazeteci Ayşe
Arman’ın eski eşi Kaşmir Bar’ın sahibi Zafer Yılmaz Acar da
bulunuyordu. [10]
İslam ve
Erhan Yakut’un üyesi bulunduğu Yakut Ailesi, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık
ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi’nin 1996 yılında başlattığı “Asena
Programı” çerçevesinde Türkiye ve yurtdışında uyuşturucu ticareti yaptığı için
mercek altına alınan ailelerin başında yer alıyordu. [11]
Yakut
ailesinin en önemli üyesi Cumhur Yakut ise, Van Milletvekili Mustafa Bayram’ın
damadıydı. [12] Mart 2001’de Yunanistan ve Türkiye’de ele geçen 520 kilogram
eroinin 323 kilosunun sahibi olan Cumhur Yakut firardaydı. PKK ile bağlantılı
uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı da kanıtlanan ve 5 yıldır aranmakta olan Cumhur
Yakut’un Arap yarımadasında olduğu sanılıyordu. [13]
Diyarbakır
Liceli olan ve İstanbul Taksim’deki Yakut Otel’in sahibi Cumhur Yakut’un adı,
Aralık 1997’de Edirne’de Avar Turizm’e ait otobüste 6 kişinin uyuşturucu
hesaplaşması yüzünden öldürülmesi olayına da karışmıştı. İnfaz emrini veren
uyuşturucu kaçakçısı Gafur Çalışkan, Cumhur Yakut’un ortağıydı. [14]
Ekim 2002’de
İstanbul Narkotik Polisi tarafından düzenlenen bir operasyonda Cumhur Yakut’un
kardeşi Orhan Yakut da 55 kilo eroinle birlikte yakalandı. [15]
Nisan 2002’de
Van’da bir otel odasında vücutlarına uyuşturucu enjekte ettikten sonra tedavi
için hastaneye gelen 2 kişinin, uyuşturucuyu Kamuran Yakut isimli şahıstan
temin ettiklerini belirtmeleri üzere tutuklanan Kamuran Yakut hakkında da soruşturma
başlatıldı. [16]
Aralık
2001’de Van’ın Başkale ilçesinde jandarma ekipleri, uyuşturucu yapımında
kullanılan 65 litre asit anhidrit maddesi ile yakalanan Adem Yakut’u gözaltına
aldılar. [17]
Kasım 2000’de
İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan eroin kaçakçısı Neşet Yakut
Tekirdağ’da yakalandı. Almanya’nın Hannover kentinde yakalanan 4.5 kilo eroinle
ilgili olarak aranan Neşet Yakut hakkında, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
tarafından gıyabi tutuklama kararı verilmişti. [18]
Mustafa
Sarıgül bu camiadan uzak duran bir isim değildi.
Siirtli
geniş
bir ailenin reisi olan ve Haşim Ağa olarak da tanınan demir
tüccarı Seyyid
Haşim Öztanık’ın Ocak 2004’teki cenaze töreninde
Mustafa Sarıgül adı, organize
suç örgütü liderleri ve mafya üyeleriyle
birlikte anılıyordu. Şişli Belediye
Başkanı Mustafa Sarıgül’ün çelenk
göndererek boy gösterdiği cenaze törenine
organize suç örgütü kurmak suçundan
yargılanan Sedat Peker, organize suç örgütü
lideri Alaattin Çakıcı’nın kardeşi Gencay Çakıcı,
Susurluk ve Kumarhaneci Ömer
Lütfi Topal’ın öldürülmesi davalarının sanığı
Sami Hoştan, Öztanık’ın dünürü
kabadayı Hasan Heybetli, Fenerbahçe Spor Kulübü
yöneticisi Vefa Küçük
katılmıştı. Cenazeye çiçek gönderenler arasında,
Ekdi Aşiretinin lideri
Bedrettin Ekdi de vardı. [19]
Mafya
cenazesinde boy gösteren Bedrettin Ekdi ismi, Mustafa Sarıgül’e hiç yabancı
değildi.
Temmuz
2001‘de kamuoyuna “1 milyon dolarlık Aşiret Sünneti” olarak yansıyan, müteahhit
Bedrettin Ekdi’nin oğlu Ahmet’in skandal sünnet düğününde kirvelik görevini
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül üstlenmişti. [20
Ünlülerin
sünnetçisi olarak bilinen Kemal Özkan'ın yaptığı sünnette, 8 yaşındaki Ahmet'e
babası altın bir tabanca hediye ederken assolistliği Ajda Pekkan yaptı.
“Travestiler Kraliçesi" Sisi tarafından organize edilen düğünde Muazzez
Abacı, Gönül Yazar, Seda Sayan, Adnan Şenses, İbrahim Erkal, Burak Kut, Kerem
Alışık, Sibel Turnagöl ve Pınar Dilşeker gibi isimler de sahne aldı. [21]
Konuklara 8
mezeli ordövr tabağı, sebzeli ve tavuklu Lumpia Böreği, Böfstragonof, pasta,
meyve ve limitsiz yerli-yabancı içki sunulan düğün için, yalnızca kulüp
üyelerinin kullanımına açık olan Galatasaray Adası’ndaki rezervasyon işlemleri
Mustafa Sarıgül tarafından yaptırılmıştı. [22]
Sünnette 8
yaşındaki Ahmet Ekdi’nin kirvesi olan ve ona bir altın takan Şişli Belediye
Başkanı Mustafa Sarıgül düğünün skandala dönüşmesi üzerine her zamanki gibi
düğün sahibi Bedrettin Ekdi’yi hiç tanımadığını iddia ederek yakın bir
arkadaşının ricası üzerine düğüne katıldığını söyledi. [23]
Oysa
Sarıgül’ün “aile dostu” olan Bedrettin Ekdi, Şişli bölgesinde otopark işletiyor
ve belediyenin parke taş ve kaldırım ihalelerini alıyordu. [24] Şişli
belediyesi sınırları içinde Nişantaşı ve Teşvikiye bölgelerinde çok sayıda
gayrimenkulun sahibiydi. Müteahhit Ekdi, Şişli Eftal Hastanesi’nin arkasında
5’şer katlı 2 iş merkezi yaptırmıştı. [25]
Eylül 1999’da
Şişli’de işlettiği otoparkta ortağından 120 milyar liralık alacağını tahsil
etmeye gelen Nurettin Acındırma’yı öldürmüş ve cinayet suçundan 6 yıl 8 ay
hapis cezasına mahkum olmuştu. [26]
Temmuz
2003’te İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği Bedrettin Ekdi ile
oğlu Murat Ekdi’yi, “tehdit” ve “dolandırıcılık” suçlamasıyla gözaltına aldı.
[27]
Haziran
2002’de Şişli Yaşar Doğu Sokak’ta silahlı saldırıya uğrayan Bedrettin Ekdi,
göğüs ve bacağından ağır yaralandı. [28]
Mustafa
Sarıgül’ün kirveliğini üstlendiği Bedrettin Ekdi’nin sabıka dosyası da bir
hayli kalabalıktı: [29]
997’de
tefecilik yapmak suçundan gözaltına alındı. 1987’de işyerinde ele geçen 6 kilo
eroinden hakkında işlem yapıldı.
1985’te adam
yaralama suçundan Bayrampaşa’da tutuklu kaldı.
1980’de 16
kilo esrar, sahte 100 bin Alman markı ve 50 bin ABD doları ile yakalandı.
1980’de adam
yaralamadan 1 yıl Akşehir Cezaevi’nde yattı.
Ayrıca Bedrettin
Ekdi hakkında İstanbul’da Şişli 6., 7., 9., ve 10. Asliye Ceza Mahkemeleri’nde
de karşılıksız çek vermek suçundan açılmış davalar bulunuyordu. [30]
Mustafa
Sarıgül nedense bu alemden uzak durmamayı tercih ediyordu.
Yeraltı
dünyasında ‘Oflu Osman’ lakabıyla tanınan ve MİT Raporu’nda “Uyuşturucu
Kaçakçısı” olarak geçen Osman Cevahiroğlu’nun [31] Eylül 2004’teki cenaze
töreninde uluslararası uyuşturucu ve altın kaçakçılığı ile hayali ihracat
olaylarına adı karışan ‘Berber Yaşar’ lakaplı Yaşar Aktürk, Susurluk ve
Kumarhaneci Ömer Lütfi Topal’ın öldürülmesi davalarının sanığı Sami Hoştan,
uluslararası kaçakçılık ve hayali ihracat olaylarının tanıdık siması Necdet
Ulucan, Alaattin Çakıcı’nın eski avukatı Muhittin Yüzüak gibi isimler boy
gösterdi. Mustafa Sarıgül de cenazeye çiçek göndererek saflardaki yerini
almıştı. [32]
Üstelik
Sarıgül’ün adı uyuşturucu gölgesinde kalan tanıdıkları sadece bunlar da
değildi.
2003
sonlarında Galatasaray futbol takımının 2. yarı maçlarını harap haldeki Ali
Sami Yen stadında oynanması gündeme gelince, Şişli Belediye Başkanı Mustafa
Sarıgül her zamanki gibi bir basın toplantısı düzenleyip “Stadı 12 günde
hazırlar, teslim ederim” diye ortalığa atılmıştı. [33] Gazetecilerin “Peki ama
nasıl ?” sorusu üzerine Sarıgül ”Mehmet Aygün, tüm masraflarını karşılayacak…”
demişti. [34]
Kimdi bu
bonkör kişi Mehmet Aygün?
Milyonlarca
dolarlık masrafı cepten üstlenmeyi kabul eden Sarıgül’ün yakın arkadaşı Mehmet
Aygün, 30 yıldır Almanya’da yaşıyordu. Almanya’yı döner kebapla tanıştıran
girişimci olarak bilinen, Antalya’da Titanic, Şişli ve Taksim’de Aygün
Otel’lerin sahibi olan Aygün eski ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın da
yakınıydı. [35]
Sarıgül ile
Aygün birbirlerine o kadar yakındılar ki, 2003 Şubat’ında Almanya’da birlikte
gözaltına alınmışlardı. Konuyla ilgili İHA Berlin Temsilciliği tarafından
Türkiye’ye gönderilen haber, Sarıgül’ün “meşhur medya ilişkileri” yüzünden
kamuoyuna ulaşamamıştı.
Medyanın
hasıraltı ettiği haber şöyleydi [36]:
“Şişli
Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve Hasır Restoranlarının ve Aygün otellerinin
sahibi Mehmet Aygün, tehdit ve taciz suçlaması ile geçtiğimiz çarşamba günü
Tegel Havaalanı’nda gözaltına alındı.
Geçen
Çarşamba günü saat 11.45′te gözaltına alınan Mustafa Sarıgül ve Mehmet Aygün,
saatlerce ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Berlin Polisi
Basın Merkezi’nden alınan bilgilere göre, Berlin’in ünlü güzellik salonlarından
Lacomed’e giden Mustafa Sarıgül ve Mehmet Aygün, 5 yıl önce borç olarak
verdikleri 40 bin Euro’yu geri istediler. Lacomed’in sahiplerinden Dr. Yaşar
Sarıgül’ün böyle bir borcun varlığını kabul etmemesi üzerine Mustafa Sarıgül ve
Mehmet Aygün, kendisini tehdit etti. Polis zabıtlarında Dr. Yaşar Sarıgül’ün
boğazının sıkıldığı ve çıkan ardebede mekana zarar verildiği bildirildi.
Mustafa
Sarıgül ve Mehmet Aygün’ün Yaşar Sarıgül’e ne Berlin’de ne de İstanbul’da iş
yapmasına izin vermeyecekleri yönünde tehdit ettikleri de polise yapılan suç
duyurusunda bulunan iddialar arasında. Dr. Yaşar Sarıgül’ün İstanbul Şişli’de
de bir güzellik salonu bulunuyor.
Mustafa
Sarıgül’ün, ifadesi alındıktan sonra Çarşamba günü akşam saatlerinde serbest
bırakıldığı açıklandı.
Mustafa
Sarıgül’den daha önce serbest bırakılan Mehmet Aygün’ün ise, Mustafa Sarıgül’ün
de serbest bırakılmasını karakolda beklediği bildirildi.
Olay hakkında
görüşlerine başvurduğumuz Yaşar Sarıgül’ün eşi Sema Özcan Sarıgül, olay
hakkında açıklama yapmak istemediğini ifade etti.
”ÖLÜMLE
TEHDİT EDİLDİM”
Mehmet Aygün ve Mustafa Sarıgül’ün kendisini ölümle tehdit ettiklerini iddia
eden Dr. Yaşar Sarıgül, ”Her ikisi de bana tacizde bulundu. Boğazıma sarıldılar
ve beni ölümle tehdit ettiler. Benim 5 yıl önce 40 bin Euro borcum olması,
komik bir iddia. Böyle bir şey yok. Olay Mustafa Sarıgül’ün seçimlerde
kendisine destek vermesi halinde Sema hanıma yaptığı bir yer vaadiyle alakalı.
Böyle bir teklifi Sema hanım kabul etmedi” şeklinde konuştu.
Dr. Yaşar
Sarıgül olayın savcılığa intikal ettiğini ve gelişmeleri beklediklerini
açıkladı.
Mehmet Aygün
ise polise ifade verdiklerini doğrulayarak, ”Kendisine 5 yıl önce verdiğimiz
borcu ödemek istemeyince aramızda tartışma çıktı. Polise yapılan suç duyurusu
nedeni ile ifade verdik. Olay bundan ibarettir” dedi.
2004 yılı
sonlarına gelindiğinde Almanya’da yaşanan bu gözaltı konusunun Internet
sitelerinde [37] işlenip elektronik postalarla ortalıkta dolaşmaya başlaması
üzerine Mustafa Sarıgül olayı doğrulamak zorunda kaldı ancak bunun CHP Genel
Başkanlığı’na aday olmasından dolayı gündeme getirildiğini öne sürdü. [38]
Sarıgül’ün
yakın arkadaşı Mehmet Aygün’ün adı bir başka olaya daha karışmıştı…
CHP Genel
Sekreter Yardımcısı Sinan Yerlikaya, 1997 Kasım’ında Susurluk’taki kazada,
”Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’a götürülmek üzere yüklenen silah ve eroinle
dolu üçüncü bir araç daha olduğunu açıkladı. Yerlikaya, “Yeşil’in bu malı alıp
Berlin’de Türkiyemspor yöneticileri üstünden dağıtacağını” söylüyordu.[39]
Yerlikaya’nın
bu açıklaması Almanya’da büyük yankı uyandırmıştı. Gözler Türkiyemspor’a
çevrilmiş, Alman polisi soruşturma başlatırken Alman Demokratik Sosyalizm
Partisi (PDS) de Berlin Eyalet Meclisi’ne olayla ilgili soru önergesi vermişti.
[40]
Susurluğun
Almanya ayağının Berlin’de ortaya çıkması, Çatlı ve Yeşil’in Avrupa’daki
faaliyetlerini yeniden gündeme getirirken, Alman polisi baş aktör Abdullah
Çatlı ve Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım’ın Almanya’daki faaliyetleri ve
bunların ilişkide bulundukları adamları araştırmaya başlamıştı. Alman polisi,
basında çıkan tüm haberleri ihbar olarak kabul ederek Türkiyemspor’da 1990′dan
bu yana yöneticilik yapmış kişileri de yakın takibe almıştı. Alman polisinin
elindeki bilgilere göre, “Türkiyemspor yönetiminde yer alan bir yöneticinin
ailesi eroin ticaretinden sabıkalıydı.1996′nın başlarında Alman polisi bu kişi
ve akrabalarının evinde yaptığı aramada eroin yakaladı ve bir kadın bu suçtan
ceza aldı. Yeşil’in 1990′dan bu yana merkez olarak kullandığı Türkiyemspor’a
aynı dönemde Ahmet Avar, Mehmet Aygün, Kadir Nurman ve Hikmet Ceylan adlı
kişiler başkanlık yapmıştı. Mehmet Aygün, söz konusu kişiler arasında kısa
zamanda “Mark Milyoneri” olmuştu. Mehmet Aygün dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a
yakın bir isimdi. 1989 ile 1990 yılları arasında takımda kaptanlık yapan Faruk
Maya, 1991 yılında İstanbul Bakırköy’de 2.5 kilo eroin ile yakalanmıştı. Aynı
kişi Almanya’da da eroin ticaretinden 18 ay ceza almıştı.” [41]
Sadece
Mustafa Sarıgül değil, yakın çevresindekiler de bir alemdi…
Bir süre
sonra, Sarıgül’ün, otuz yıllık arkadaşı, 15 yıllık ticari ortağı, 20 ay içinde
birlikte üç parti değiştirdiği siyasi yoldaşı, belediyedeki vekili, Meclis
Başkanı, Bütçe, İmar ve Daimi Encümen Üyesi [42] Bayram Özata, 12 Şubat 2004
tarihinde mafyavari bir yöntemle bacaklarından vuruldu.
Özata Tur,
Atasay Dershanesi, Ata Kimya ve Ata Dış Ticaret şirketlerinden oluşan Özata
Şirketler Grubu’nun sahibi olan Bayram Özata, Şişli Kocamansur Sokak No:64′teki
dershane binasından evine gitmek üzere saat 23.00’te ayrılırken yanına yaklaşan
ve kimliği belirlenemeyen bir kişi, tabancasını işadamına doğrultup 3 el
ateşledi. Saldırgan olaydan sonra kayıplara karışırken, sağ bacağından 2, sol
bacağından da 1 kurşun yarası alarak kanlar içinde yere yığılan Özata, çevreden
yetişenler tarafından kendi otomobiliyle Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı.
Burada ilk tedavisi yapılan Özata, daha sonra ambulansla Amerikan Hastanesi’ne
sevk edildi. Amerikan Hastanesi’ne getirilen Özata’nın yakınları, görüntü almak
isteyen basın mensuplarına saldırdı. Özata’nın yakınlarıyla basın mensupları
arasında kısa süreli bir arbede yaşandı. [43]
Olaydan sonra
hemen hastaneye koşan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Sayın Özata’nın
sağlık durumu gayet iyi. Kurşunlar diz altına isabet etmiş. Hastanedeki
tedavisi sürüyor’’ şeklinde konuştu. [44]
Bayram Özata
polise, saldırganı tanımadığını ve kendisine herhangi bir şey söylemediğini
ifade etmişti. [45]
Ne saldırgan
bulunabildi, ne olay aydınlatıldı, Ne Sarıgül, ne de Özata bu mafyavari
kurşunlama konusunda hiçbir açıklama yapmadılar.
Ak Parti
Şişli Belediye Başkan Adayı Muhsin Divan ısrarla Sarıgül’ün Vekili Bayram
Özata’nın vurulma olayının aydınlatılmasını istedi ancak sözleri ve soruları
havada kalakaldı: [46]
“Otopark
mafyasının çalışmalarının dikkat çektiği Şişli ilçesinde, çok önemli bir olay
yaşanmıştır. CHP Şişli Belediye Meclis Üyesi ve Belediye Başkanı Mustafa
Sarıgül’ün vekili sıfatını taşıyan Bayram Özata kısa süre önce ayaklarından
vurulmuştur. Sayın Özata önümüzdeki yerel seçimlerde de CHP’nin Belediye
Meclisi adayıdır. Fakat neden ve kimler tarafından vurulduğu kamuoyuna
açıklanmamıştır. Herkes de biliyor ki bir kişinin ayaklarından vurulması olayı
,sıradan adi bir adli olay değildir. Vurulma yöntemi mafya denilen
örgütlenmeninkilerle aynıdır. Şimdi soruyorum Özata’yı kimler ne için
vurmuştur? Sayın Özata’nın karşı karşıya kaldığı saldırının nedenleri niçin
kamuoyundan saklanmaktadır?”
“Ayaklarından
beş kurşunla yaralandığında Sarıgül’ün, ‘sıradan bir meclis üyesi’ dediği
Bayram Özata’nın, Şişli Belediyesi Başkan Vekili, Meclis Başkanı, Bütçe, İmar
ve Daimi Encümen Üyesi olduğu ortaya çıktı. Açıklama yapmaktan kaçınan
Sarıgül’ün, Özata ile ortaklığı da belgeleriyle ortaya çıkınca bu kez itiraf
etmek zorunda kaldı. ‘Basit bir olay” diye önemsemiyor. Olayın üzerine gitmek
isteyen medyaya “o bizim sıradan bir meclis üyemiz” diye bilgi verip kamuoyu
önünde tartışılmasının önüne geçiyor. ‘Bayram Özata Olayı’ halen faili meçhul
olarak durmaktadır.” [47]
Şişli bölgesi
bu tür vakalara aşinaydı…
CHP Şişli
İlçe Başkanlarından Dursun Çatlı 27 Ocak 2000 tarihinde yine aynı yöntemle
bacağından vuruldu. Şişli Belediyesi’ndeki yolsuzluklarla ilgili araştırmalar
yapan Çaltı, dönemin Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk’ün ipini çeken kişi olarak
tanınıyordu. Çaltı’nın suç duyurusu üzerine hakkında dava açılan Aslıtürk, eşi
Orhan Aslıtürk’le birlikte yurtdışına kaçmıştı. [48]
Dursun
Çaltı’nın eşi Emine Çaltı, “İki ay önce büromuza birileri girip, dosyalarımızı
karıştırmıştı. Bu olay ihtar gibi birşey. Dursun, gerek Gülay Aslıtürk, gerekse
ondan sonraki dönemlerde çeşitli yolsuzlukları ortaya çıkardı. Devamlı tehdit
alıyorduk. Artık alışmıştık. Bu, ‘Artık sus’ gibi bir şey oldu” diyordu. [49]
Medya
Çaltı’nın belalısının eski Şişli Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk olduğunu yazıp
vurulma olayının ardında da onun olduğunu iddia etse [50] da Çaltı’nın hakkında
araştırma yaptığı en son kişi Mustafa Sarıgül’dü…
Çaltı,
vurulmadan önce Mustafa Sarıgül’ün Egebank’a kıyak geçtiği Esentepe’deki
belediye binası konusunu araştırmaya başlamıştı.
”Biz Gülay
Aslıtürk’ün yolsuzluklarını ortaya çıkardık. Ancak gelen gideni arattı. Önce
ANAP’lı Cüneyt Akgün ve ardından da DSP’li Mustafa Sarıgül, Gülay Aslıtürk’ü
aratmayacak icraatlarda bulundular. Kamu yararına tahsis edilen bir arazi
bankaya peşkeş çekiliyor, yine belediye binası aynı bankaya kiralanıyor. Ve
dahası, Aslıtürk döneminin şaibeli bürokratları hâlâ görevlerinde kalabiliyor”
[51] diyen Çaltı, bu sözlerinin üzerinden 1 ay geçmeden vuruldu.
Çaltı’nın
vurulmasına neden olan konu şuydu:
“Geçtiğimiz
günlerde Londra’da yakalandıktan sonra kefaletle serbest bırakılan Gülay
Aslıtürk’ün yolsuzluk skandalıyla adını duyuran Şişli Belediyesi, şimdi de
DSP’li Başkan Mustafa Sarıgül’ün şaibeli icraatlarıyla çalkalanıyor. Sarıgül’ün
Şişli Esentepe Mahallesi’nde yol yapılması kaydıyla kamu yararına terkedilen
alanı Egebank’a kullandırdığı ortaya çıktı. Egebank’ın kiracı olarak bulunduğu
binanın arka kısmındaki inşaat alanında tadilat yaparak burayı kullandığı
anlaşıldı. Şişli Belediyesi’nin Başkan Sarıgül döneminde, Bakanlar Kurulu
kararıyla el konulan Egebank’la garip ilişkisi, bununla da sınırlı kalmadı.
Başkan Sarıgül, SHP’li eski Başkan Fatma Girik döneminde alınan Esentepe’deki
belediye binasını Egebank’a 350 bin dolara kiraladı. Sözleşmeye göre Egebank
prestij bina olarak değerlendirilen binayı 10 Ocak’tan itibaren kullanmaya
başlayacak. Sözkonusu kira işlemi yüzünden belediye, yeni bir bina inşa edilene
kadar Okmeydanı, Feriköy ve Osmanbey’deki üç ayrı binada faaliyet gösterecek.
Aynı binada bulunan Tapu Kadastro Müdürlüğü ise Sultanahmet’e taşınacak.
Şişli
Belediyesi’nin yeni binası ise Okmeydanı’nda 6 bin metrekare üzerine inşa
edilecek. Yeni binanın proje ve yapım ihalesini Yapıtek İnşaat Tic. San. A.Ş
ile Ceylan İnşaat Taahhüt İthalat ve İhracaat Ltd. Şirketi ortaklığı kazandı.
Hizmet binasının yapımını, Yapıtek ve Ceylan İnşaat’ın, 9 trilyon 515 milyar
liraya gerçekleştireceği belirtildi. Mülkiyeti Hazine’ye ait olan ve Şişli
Belediyesi’ne tahsis edilen arsada, yaklaşık 40 bin metrekare inşaat alanı
bulunuyor. CHP Şişli ilçe eski Başkanı Dursun Çaltı, belediye binasının
kiralanmasına tepki gösterirken, ”Prestij bina kapsamında değerlendirilen
binayı devletin el koyduğu bir bankaya kiralıyorsunuz. Ve belediye hizmetlerini
üç, hatta dört ayrı yerde görülmek üzere dağıtıyorsunuz. Bu olacak iş mi? Hazır
belediyeye ait bina varken Şişli halkı neden Sultanahmet’te tapu işlemi yaptırsın?”
diye sordu. Çaltı, şöyle konuştu: ”Biz Gülay Aslıtürk’ün yolsuzluklarını ortaya
çıkardık. Ancak gelen gideni arattı. Önce ANAP’lı Cüneyt Akgün ve ardından da
DSP’li Mustafa Sarıgül, Gülay Aslıtürk’ü aratmayacak icraatlarda bulundular.
Kamu yararına tahsis edilen bir arazi bankaya peşkeş çekiliyor, yine belediye
binası aynı bankaya kiralanıyor. Ve dahası, Aslıtürk döneminin şaibeli
bürokratları hâlâ görevlerinde kalabiliyor.” [52]
Çaltı’nın
vurulma olayı 5 yıl “faili meçhul” olarak tozlu raflarda kaldı. Kimin
tarafından ne için vurulduğu bilinmeyen Çaltı’nın dosyasının kapağı 17 Ocak
2005 tarihinde Ümraniye Cumhuriyet Savcılığı’na verilen bir dilekçe ile
aralanmaya başladı.
Savcılığa
başvuran Tamer Yılmaz, Dursun Çaltı’yı vurduğunu itiraf ediyor, kendisini bu
suça azmettirenin de Mustafa Sarıgül olduğunu, ancak şimdi konuşmaması için
Sarıgül ve adamları tarafından ölümle tehdit edildiğini açıklıyordu. [53]
Ümraniye
Başsavcılığı’nın 2005/1016 hazırlık numarasıyla işleme koyduğu dilekçede yer
alan ifadeler, bugüne kadar sır olarak kalan birçok olayın çözülmesi için
gerekli ipuçlarını içinde barındırıyordu…
Bütün bunlar
olup biterken Mustafa Sarıgül’ün kamuoyundan itinayla gizlediği bir başka konu
daha vardı…
Sarıgül gerek
basın açıklamalarında gerekse düzenlediği mitinglerde her ne kadar;
“HAKKIMDA
AÇILAN TEK DAVA VE ALEYHİMDE SONUÇLANMIŞ TEK YARGI KARARI YOK” [54]
”BUGÜN
SARIGÜL İLE İLGİLİ AÇILMIŞ BİR TEK DAVA VE YARGI KARARI YOKTUR.” [55]
diyorsa da
aslında bu sözler gerçeği yansıtmıyordu.
Şişli
Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, bu sözleri sarf ettiği günlerde İstanbul 2.
Ağır Ceza Mahkemesi’nde Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinde belirtilen “görevi
kötüye kullanmak” suçundan yargılanıyordu. [56]
Sarıgül’ü
Ağır Ceza Mahkemesi’ne düşüren “GİZLİ” damgalı belgenin altındaki imza İstanbul
Defterdarı Kadir Boy’a aitti.
Boy, İstanbul
Valiliği’ne gönderdiği 28.08.2001 tarih ve 1841-82 sayılı GİZLİ belgede Sarıgül
hakkında şunları yazmıştı:
T.C.
MALİYE BAKANLIĞI
İSTANBUL DEFTERDARLIĞI
Personel Müdürlüğü
SAYI ER:06/
KONU:
İSTANBUL
VALİLİĞİ
(İl İdare Kurulu Müdürlüğüne)
İLGİ:05.07.2001
tarih ve B054VLK 4340600.02.K. 2001/68 sayılı yazınız.
Şişli
Belediye Başkanlığı hakkında İl İdare Kurulunca verilen 04.07.2001 tarih ve
2001/68 sayılı karar ile ilgili olarak ilgi yazınız ekinde alınan tahkikat
dosyası incelenmiş olup,
Şişli
Belediye Başkanı Mustafa SARIGÜL’ün,
-Şişli
Feriköy Mahallesi Kurtuluş cad.1216 Ada 10 ve 11 parsellerdeki imara aykırı
ruhsatsız yapılaşmadan dolayı yasal işlemleri zamanında ve tam olarak yapmadığı,
-Ayazağa
Büyükdere asfaltı 8659 ada, 1-2 parsellerinde imar planına aykırı yapılaşma
yapılması ile özellikle Garanti Bankası ve İhlas Finans’m kiracısı olduğu iki
binanın korunduğu konusunda; 23.12.1990 tarihinde Yapı Ruhsatı düzenlenen ve
daha sonra yüksekliği değiştirilen 8659 ada l parseldeki bina hakkında
01.10.1997 tarihinde yapı tatil tutanağı düzenlenmesine rağmen 08.01.1998
tarihinde karar alınmak üzere Belediye Encümenine sunulmasından, 20.04.1998
tarihinde Belediye Encümeni tarafından 3194 Sayılı Kanunun 32. maddesine göre
yıkım kararı alınmasına rağmen bu kararı uygulamadığı anlaşıldığından,.
İlgili
hakkında T.C.K.nun 240. maddesinde belirtilen görevi kötüye kullanmak suçundan
yargılanmak üzere, M.M.H.Knun 5. ve C.M.U.K.nun 163. maddesi gereğince ”Lüzum-u
Muhakeme” karan verilmesi kanaati edinilmiştir.
Diğer
sanıklar hakkında söz konusu raporda yer alan önerileri uygun görüşle
tensiplerinize arz ederim.
Kadir BOY
İstanbul Defterdarı
EK: Dosya
İstanbul
Defterdarı’nın bu yazısının ardından, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde
kendisinden önceki Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk zamanında yapılan kaçak
yapılarla ilgili yıkımları gerçekleştirmediği gerekçesiyle “görevi kötüye
kullanmak” suçundan yargılanmaya başlanan Sarıgül’ün 24 Aralık 2004 tarihindeki
duruşmasına ait tutanak ilginç ifadeler içeriyordu.
Esas No:
2003/286
DURUŞMA TUTANAĞI
C.TARİHİ : 22.12.2004
BAŞKAN : AHMET ULUCAK 20792
ÜYE : ÜMRAN SÖLEZ TAN 21358
ÜYE : CEVDET ÖZFİLİZ 22885
C.SAVCISI : ORHAN ERBAY 27986
KATİP : LEYLA GÜL
Her ne kadar
duruşma 24.12.2004 tarihine bırakılmış ise de, geçen celse ara kararının 2.
bendi uyarınca sanıklardan Mustafa Sarıgül bugün mahkememize müracaat etmiş
olmakla, ifade vereceğini beyan etmiş olmakla, sanığın ifadesinin alınması
amacı ile celse açıldı, sanık ile vekili geldi. Açık duruşmaya devam olundu.
SANIK MUSTAFA
SARIGÜL : Hakkı oğlu, Ayşe’den olma, 1956 doğ. Erzincan, Ilıç Kuruçay köyü
nüfusuna kayıtlı olup, Ataköy 11. Kısım no: 26 adresinde oturur, evli, 2
çocuklu, okuryazar, halen Şişli belediye başkanı olarak görev yapar, TC,
sabıkasız. İl idare kurulunun lüzumu muhakeme kararı ile Danıştay 2. Dairesinin
lüzumu muhakeme karan okundu, sanığa isnat edilen suçu anlatıldı. CMUK 135.
maddesindeki yasal hakları hatırlatıldı.
SANIKTAN
SAVUNMASI SORULDU :
İsnat edilen suçlamayı kabul etmiyorum. 1999 yılında Şişli belediye başkanı
olarak göreve başladım. Danıştayın lüzumu muhakeme kararında belirtildiği
şekilde imar mevzuatına aykırı biçimde yapılan yapılaşmaya göz yummam söz
konusu değildir, şişli belediyesinde 7 tane başkan yardımcısı vardır, 1 tane
teknik başkan yardımcısı bulunmaktadır, Belediye başkanı olarak benim kaçak
yapılaşma ile birebir ilgilenmem söz konusu değildir, yetki paylaşımı
yapılmıştır, ve başkan yardımcıları bu konuda yetkilendirilmiştir, söz konusu
yapılaşma İle ilgili olarak Belediye encümeninden yapı tatil tutanağına göre
04.05.2001 tarihinde yıkım kararı çıkmıştır. Bunun uygulanması da memurlara
bırakılmıştır. Meskun olan yerlerin yıkılması gayet zor olmaktadır, öncelikle
Büyükşehir belediyesinin bu yerin suyunu kesmesini, elektrik idaresinin
elektrikleri kesmi ve ayrıca emniyet tedbirinin alınması gerekmektedir, ayrıca
bizim şişli belediyesi olarak ekiplerimizin bu yıkımları yerine getirmesi
mümkün değildir. Ekipmanlar olmadığı için yıkma olanağımız olmamıştır. Söz
konusu Orhan Karaya ait bu taşınmaza ben göreve başlamadan evvel yapı izni
verilmiş, ancak mıntıka mühendislerinin yaptıkları denetim sonunda imar
mevzuatına aykırı bulunması nedeniyle yapı tatil tutanağı düzenlenmiş bu yapı tatil
tutanağı encümene gelmiş ve encümenden de yıkım kararı verilmiştir, belediye
imkanlarının olanaksızlığı nedeniyle gerçekleştirilmemiştir, bu olayda benim
herhangi bir ihmalim söz konusu değildir dedi.
Hazırlık
tahkikatı sırasında vermiş bulunduğu dilekçeleri ve müfettişe verdiği
savunmaları ayrı ayrı okundu,soruldu, doğrudur dedi. Sanığa ait doğum ve
sabıkasızlık kayıtları okundu, bana aittir dedi. Sanığın yokluğunda yapılan
usulü muameleler ayrı ayrı okundu, soruldu, bir diyeceğim yoktur dedi. Sanık vekilinden
soruldu : müvekkilimin savunmasına aynen katılıyorum. Müvekkilim bilindiği gibi
belediye başkanıdır, bu nedenle duruşmalardan vareste tutulmasını talep
ediyorum dedi.
G.D. İSTEM
GÜNÜ :
1- Sanık Mustafa Sarıgül’ün sorgusu yapılmış bulunduğundan yaptığı görev
nedeniyle duruşmalardan vareste tutulmasına,
2- Bu
nedenlerle duruşmanın daha evvel bırakıldığı 24.12.2004 günü saat 10.00′a
bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi. 22.12.2004
Başkan 20792
Üye 21358 Üye 22885 Katip
İSTANBUL 2.
AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Çok İlginç Bir İlişkiler Ağı
Kemal Derviş,
DSP lideri Ecevit tarafından Türkiye’ye ilk davet edildiğinde kimin evinde
kalmıştı?
İstanbul
Bilgi Üniversitesi (IBU) hakkında bir yorum:
Sonuna kadar
okuyun lütfen; çok ilginç bir ilişkiler ağı.
Soru : Kemal Derviş,
DSP lideri Ecevit tarafından Türkiye’ye ilk davet edildiğinde
kimin evinde kalmıştı ? En yakın ilişki içinde olduğu kişi kimdi?
Yanıt : Asaf Savaş Akat !..
Soru : Başka
?
Yanıt : Hurşit Güneş;…
Soru : Asaf
Savaş Akat, hangi üniversitenin eski rektörlerindendir ? Halen hangi
üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir? Ve şu anda da orada öğretim üyesidir ?
Yanıt : BİLGİ ÜNİVERSİTESİ…
Soru : Asaf
Savaş Akat hangi gazetede yazmaktadır?
Yanıt : VATAN gazetesi..
Soru : Vatan
gazetesinin sahibi kimdir ?
Yanıt : Zafer Mutlu…
Soru : Zafer
Mutlu hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir ?
Yanıt : BİLGİ ÜNİVERSİTESİ…
Soru :
Mustafa Sarıgül hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir ?
Yanıt : BİLGİ ÜNİVERSİTESİ…
Soru : Bilgi
Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Oğuz Özerdem, başka hangi “sivil” toplum
örgütünün (!) yönetiminde görevlidir ?
Yanıt :AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ…GMD
Soru :Açık
Toplum Enstitüsü’nün arkasında kim vardır ?
Yanıt : George SOROS
Soru : Soros
Türkiye’ye geldiğinde hangi üniversitede konferans vermişti ?
Yanıt : BİLGİ ÜNİVERSİTESİ…
Soru :
Soros’un desteklediği ve bağlantılı olduğu Ünivesite hangi Üniversitedir?
Yanıt : BİLGİ ÜNİVERSİTESİ…
Soru : George
Soros ve Açık Toplum Üniversitesi Türkiye’de nereye maddi destek
sağlar?
Yanıt : Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, TESEV.
Soru :George
Soros ve Açık Toplum Üniversitesi başka nereye yardım sağlar?
Yanıt : Kadın Derneklerine (Uçan Süpürge, Kadın Girişimciler Derneği, Kadın
Yurttaş;
gibi), sözde Demokrasi derneklerine.
Soru :TESEV
(Türkiye ve Ekonomik ve Sosyal Etudler Vakfı;) yurtdışında başka hangi
kurumlarla ilişki içindedir?
Yanıt : CFR (Council on Foreign Relations), Bilderberg ve Trilateral Komisyon.
Soru : Nerden
biliyorsunuz CFR ilişkisini?
Yanıt : Çünkü CFR Uyeleri 2003 Temmuz ayında TESEV’e gelip, MGK’nin TSK
etkisinden arındırılması ve MGK ile TSK’nın zayıflatılması için TESEV’de
toplantı yapmışlardır.
Soru
:Kimlerle?
Yanıt : TESEV başkanı Can Peker, Cengiz Çandar ve diğer Amerikancı başka vakıf
üyeleriyle.
Soru : Sonra
ne olmuştur?
Yanıt : MGK etkisizleştirilmiş; ve TSK’ya karşı bir psikolojik savaş zinciri
başlamıştır.
Soru : Siz
paranoyak mısınız?
Yanıt : Hayır, gazeteleri ve çıkan kitapları takip ediyorum.
Soru
:Bilderberg ve CFR nereye bağlıdır?
Yanıt : Amerikan National Security Council’a, ya da ABD Derin Devletine. Tüm
CIA ve istihbarat örgütleri yöneticileri CFR üyesidir.
Soru :Yok
canım, abarttınız!
Yanıt : Sadece soruları yanıtlıyorum.
Soru : Peki
Soros’la bağlantılı başka vakıflar var mıdır?
Yanıt : Neden olmasın. Democracy Project isimli Sivil Demokrasi Projesinin
finansörü NATIONAL ENDOWMENT FOR DEMOCRACY (NED), ki demokrasilerin içindeki
bir truva atıdır, bu ilişkileri ve projeleri finansal olarak desteklemektedir.
Soru :Aklım
karıştı, şu TESEV’in İNSAN HAKLARI raporunu ve Liberal Düşünce Topluluğunun
yaptığı TSK aleyhindeki anketi de NED finanse etmemiş miydi?
Yanıt : Evet. Tam üstüne bastınız. TSK aleyhindeki her hareketin finansörü
NED’dir, kendi demokrasilerine göre TSK işlerini bozuyor ya! Liberal Düşünce
Topluluğu ve TESEV tamamen Amerikan Vakıfları gibi çalışmaktadır ve SOROS VAKFI
VE AÇIK TOPLUM ENSTITÜSÜ VAKFI ile ilişkilidir.
Soru :Sorosun
AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ, TÜSIAD, TÜSEV, AÇEV, Uluslarası Basın Derneği vb. Sivil
Örümcek Kuruluşları da desteklemiyor mu?
Yanıt : Evet. Bu kadar da değil.. Tablo çok daha büyük. Türkiye içinde NED’in
ve SOROS’un artık devlet içinde devlet olduğunu söyleyebiliriz.
Soru : Yani
Mustafa Sarigül Amerikan Vakıfları ve istihbarat yapılanmaları tarafından mı
destekleniyor?
Yanıt : Bravo, BİLGİ Üniversitesi de bu eylemler için merkez Üniversite.
Soru :
Mustafa Sarıgül, Şişli Belediye Başkanı seçildikten sonra eski Şişli Belediye
Başkanı (ve tabii yine Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi !) kanun
kaçağı Gülay (Atığ) Aslıtürk zamanında yapılan Bilgi Üniversitesi ile ilgili
usulsüzlüklerin üzerine gitmiş midir ?
Yanıt : ??? Gitmiştir canım, niye gitmesin !..
Soru : Hurşit
Güneş’in öncülerinden olduğu Yeniden CHP Hareketi Kemal Derviş’i ve Mustafa
Sarıgül’ü destekliyor mu ?
Yanıt : Buna şüphe var mı ?
Soru :
Yeniden CHP Hareketi’nin çıkardığı derginin adı nedir ?
Yanıt : AÇILIM…
Soru : Taner
Berksoy, Serhat Güvenç, Erol Katırcıoğlu, Ayhan Kaya, Şule Kut, Pınar Uyan,
Boğaç Erozan gibi AÇILIM dergisi yazı kurulu üyeleri hangi üniversitede öğretim
üyesidirler?
Yanıt : BİLGİ ÜNİVERSİTESİ…
Soru : BİLGİ
ÜNİVERSİTESİ aslında bir Amerikan Üniversitesi mi acaba?
Yanıt : GÜNAYDIN!
Dr. Ahmet N.
İMRE
|
|
|
Türk-Amerikan ilişkileri üzerine
yazmaya niyetlendiğim belgesel kitap için Washington'da, Amerikan Ulusal
Arşiv idaresinde belge toplarken çok ilgi çekici sonuçlara ulaşmıştım. Savaş SÜZAL |
En önemli nokta Türk-Amerikan
ilişkilerinde konuların isim değiştirmesine rağmen, hep aynı olması ve bir
kısır döngü gibi her 25 yılda ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilmesi olmuştu.
İkinci dikkatimi çeken ise, isimleri değişik olmasına rağmen Türkiye'nin
ilerlemesine engel oluşturan bu konularda, Amerikalıların içerde sürekli
işbirlikçilerinin olmasıydı.
Geçen gün seçimdeki büyük kaybın ardından, CHP içinde yaşanan muhalefet rüzgârı
bana araştırmalarım sırasında gözlemlerimi andıran bazı olayları hatırlattı.
Öncelikle Hikmet Çetin konusunda bazı söyleyeceklerim var. Yaklaşık 15 yıl
kadar önce PKK'nın Londra'da sözcülüğünü yapan ve bugün de halen yayında olan
küçük tirajlı bir Türk gazetesinde, gazeteci kisvesi ardındaki İsmet İmset,
Washington'a gelmiş ve ABD Kongresindeki bir komisyonda kapalı oturum sırasında
PKK'ya övgü ve Türkiye'ye sövgüler yağdırmıştı. Ben Komisyon kapısı önünde, bir
gazetecinin yabancı bir ülkede kendi okuyucularına, kapalı oturumlarda ne
aradığını söyleyerek olay çıkarmıştım. Ancak daha sonra içerdeki bir kaynağım
vasıtasıyla da söylenen konuları öğrenerek haber yapmıştım. Daha sonra
Washington'daki Türk Büyükelçiliğinde öğrendiğimiz bilgileri onların da
öğrendikleri ile karşılaştırarak doğrulatmış ve Türk diplomatların özellikle bu
hassas konuyu bir kripto ile doğrudan zamanın Dışişleri Bakanı olan Hikmet
Çetin'e ilettiklerini öğrenmiştik.
Ertesi gün Washington'daki Türk Büyükelçiliği şaşkındı. Türk diplomatlarının
kriptosu Amerikan Büyükelçisinin elindeydi. Kripto içindeki Türk diplomatlar
sakınca görmedikleri için, ABD Kongresi içindeki kaynaklarının isimlerini de
vermişlerdi. Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin tarafından Amerikan Büyükelçisine
sümen altından çıkarılarak, bizzat verilen kripto nedeniyle Türk asıllı bir
Amerikalı olan bu çocuk, Kongre'deki işini kaybetmişti. Biz ise haberlerimizde
kaynağımızı vermemiştik.
Hikmet Ağabeyin Amerikalılarla bu yakın ilişkisi daha sonraki yıllarda da
sürdü. Kendisi ABD'nin manipülasyonu ile Afganistan'a özel temsilci olurken
şimdilerde aniden kendisinin CHP liderliğine soyunduğunu görüyoruz. Geçen Mart
ayında Hikmet Ağabey, Afganistan'da iken Washington'da Amerikalılar tarafından
görevli olduğu söylenen bir Türk gazeteciyi, Kabil'e davet etmiş ve o gazeteci
daha sonra tarafsız bir Cumhurbaşkanı adayı olabileceği yolunda, Ankara'da
duymayan kulaklara kar suyu kaçırılmıştı.
Gelelim İkinci muhterem şahıs Sarıgül'e. Kendisi ile ABD'de Vatan gazetesinde
çalışırken tanıştım. Mustafa Sarıgül, hem gazetenin binasının bulunduğu
Mecidiyeköy, hem de başka çıkar noktalarının üzerinde sorumlulukları olan Şişli
Belediyesinin Başkanıydı. Zafer Mutlu kendisi hakkında haber yapmamı istedi ve
ben de Sarıgül'ün kaldığı otele gittim. Sarıgül ile temasları hakkında
konuştum. Ancak fark ettim ki ortada temas falan yoktu, ama kendisi olayın
abartılı haber şeklinde verilmesini istiyordu.
Anlattıkları gazetecilik tabiriyle içi boştu. Yani sıksan da haber olacak bir
şey yoktu. Ben de iki paragraflık bir haber yapıp yolladım ve bir resim altı
doldurularak bir paragraflık haber yapıldı. Bu arada kendisi ile yaptığım
konuşmalar sırasında kendisinin büyük bir gürültüden öte bir şey olmadığını
anlamıştım. Şimdi o Sarıgül, Hikmet Ağabey ile birlikte CHP muhalefetinin
başına ve Genel Başkanlığına soyunuyor.
Daha önce de söylediğim gibi; Türkiye üzerinde yapılacak her türlü düzeltme,
kangren olmuş bir yaraya kurutma tozu dökmekten öte bir şey değildir.
SARIGÜL BU HABERE ÇOK KIZACAK
Uzun yıllar ABD'de gazetecilik yapmış Savaş Süzal Haber
Gazete'ye "Sarıgül ve Amerika yalanları" adlı bir makale yazdı. İşte
Savaş Süzal'ın yazısı:
"Türkiye’de AKP iktidarının yedi yıldır Türk halkına söylediği
yalanlar, icraatlarındaki fiyaskolar ve beceriksizlerle Türkiye’ye verdiği
zararlar, hazırladığı yeni tuzaklar bir bir ortaya çıkıyor.
Öncelikle yapılan birçok şey yeni bir seçim hazırlığı. Bunun başında daha
önceki seçimde MHP’ye Cem Uzan ile kurulan tuzağın bir benzeri şimdilerde CHP
için kuruluyor. Sarıgül olayı. Ben kendisini ilk Amerika ziyareti sırasında
tanıdım. 2004 yılında Washington’a o zamanlar ABD Dışişlerinden ayrı olan
Amerikan Haberler Merkezi USIA daveti ile gelmişti. ABD’nin yoğun gündemi
içinde Şişli Belediye Başkanı haber olamayacağı için ben ve birçok Türk
gazeteci kendisi ile ilgilenmemişti.
O zamanlar Vatan gazetesinin başında bulunan Zafer Mutlu’nun talimatıyla
kendisiyle görüşmek için Ritz Carlton oteline gittim. Adamın görüşmeleri
konusunda anlattıkları hiç hoşuma gitmemişti. İçi boştu hatta haber olacak
hiçbir şey yoktu, ama onun bana söylediği bir şey ABD’ye gelme amacını
açıklıyordu. “Amerikalı yetkililer beni CHP Genel Başkanı olarak görmek
istiyor”. Dikkatinizi çekerim yılın 2004 olması konusunda.
Bana çok sayıda Amerikalı yetkili ile görüştüğünü söylemişti ama
gerçekte böyle bir şey olmamıştı. Genelde USIA tarafından düzenlenen bu tür
geziler 3 hafta sürmesine rağmen bu kişinin gezisi kısa kesildi ve gezi iptal
edildi. Sonradan duyduğumuz Sarıgül ile kendisine ABD Dışişleri Bakanlığı
tarafından tahsis edilen ve Türk olan bayan tercümana cinsel tacizde bulunduğu
ve bu nedenle gezinin öteki ayaklarının iptal edildiği yolundaydı. Amerika’da
cinsel taciz ciddi bir suç. Bu yüzden ne milletvekilleri, senatörler, valiler,
yerlerinden oldu bilemezsiniz. O zamanki söylemlere göre bayan tercüman resmen
şikâyette bulunmuş.
Bu konudaki ayrıntılar arkadaşım Yılmaz Polat’ın Washington’da akrobasi
adlı kitabının 72’inci sayfasında mevcut. Orada Washington’da bir zamanlar
darbe söylentilerini başlatan Zeyno Baran ile yemek yediği de var. Aslında bu
beni şaşırtmadı, zira Zeyno Baran Zafer Mutlu’nun üvey kızıydı. O da benim gibi
talimat almış olabilir. Baran ayrıca İstanbul’da Gürcü devlet başkanı ile
Sarıgül’ü tanıştırdığını da söylemişti.
Amerikalılar Sarıgül’ün ne olduğunu kapasitesini ve arkasından hangi
pisliklerin çıkabileceğini gayet iyi biliyor. Bu nedenle bu denli açıkları
fazla bir siyasetçi üzerine Washington yatırım yapmaz. Ama bizdeki
siyasetçiler, Amerika tarafından destekleniyormuş izlenimi vererek kendilerini
kuvvetli göstermeye de bayılırlar. Biz burada bu havaya giren kimleri gördük
kimleri. Aklımdayken Sarıgül’e mali ve çevre bakımından destek sağlayan
Erdoğan’a yakın bir işadamının da burada düzenlediği seks turları da dilden
dile geziyor.
Evet, bu konunun dışında daha önce sizlere yazdığım gibi Ermenistan,
Protokol konusunda açıkça soykırımı konusunda geri adım atmayacağını aksine bu
konuyu tartışmak bile istemediğini açıkladı. Bizim Türk gazetelerine göre
Dışişleri bakanı Davutoğlu sert çıkmış Ermeni Dışişleri Bakanına. Oysa Ermeni
gazeteleri de Ermenistan Dışişleri Bakanının Davutoğlu’na sert çıktığını
yazıyor. Buyurun bakalım kime inanacaksınız?
Anayasa değişikliği konusunda gelince, bu konunun da ne amaçla hazırlandığı
ortada. Artık saklanacak gizlenecek tarafı kalmadı. Olay referandumlu veya
referandumsuz, AKP’nin ayakta kalan Cumhuriyetin son kalelerini yıkmak amacıyla
bu süreci başlatması kaçınılmazdı. Hele hele ekonomik krizin tüm ağırlıklarının
şiddetle hissedilmeye başlandığı bu günlerde erken seçiminde kaçınılmaz hale
gelmesi bu durumu hızlandıracaktır.
Nasıl emekli zamlarını alabildi mi? Memur herhalde mutluluktan uçuyor olmalı.
Doğalgazı vatandaş bütçesi yetmediği için gene sobaya odun kömüre döndü.
Olacağı buydu. Bakın önümüzdeki günlerde daha neler göreceğiz.
Savaş Süzal" Odatv.com
MUSTAFA SARIGÜL'E CAN ALICI SORULAR
Vatan Gazetesi yazarı Can Ataklı son dönemde medyada yükselen Mustafa
Sarıgül dalgasını bugün köşesinde irdeledi. Ataklı Sarıgül'e can alıcı sorular
sordu. Ataklı Sarıgül'ün maddi kaynaklarından Fethullah Gülen ile ilişkisine,
Soros desteğinden sermaye bağlantısına, CHP'yi bölme stratejisinden AKP
projesine kadar bir dizi iddiayı sıraladığı yazısında Sarıgül'den bu iddiaları
yanıtlamasını istedi.
İşte Ataklı'nın Sarıgül'e yazdığı o yazı:
"Mustafa Sarıgül, başını çektiği “Türkiye Değişim Hareketi”ni
partiye dönüştürerek siyasete hızlı bir giriş yapmaya hazırlanıyor.
Bugüne kadar 500’e yakın miting-toplantı düzenleyen Sarıgül pazar günü
İzmir mitingi ile rüştünü kanıtlamaya soyundu.
Görünür bir kalabalık vardı mitingde. Hikmet Çetin’in kürsüye çıkması ve
harekete destek vermesi de ilgi çekiciydi.
Mustafa Sarıgül, “bir alternatif” olarak kolları sıvadığı günden beri
kamuoyunda oluşan bir “merak” var. Bugün bu merakı gidermek üzere Mustafa
Sarıgül’e “kamuoyundan gelen” soruları aktarmak istiyorum.
Bunu neden yaptığımı ve Sarıgül’ün buna karşı nasıl davranması gerektiğini
de diğer yazılarımda anlatacağım.
Şimdi gelelim sorulara...
MADDİ KAYNAK: En çok merak edilen konu
Mustafa Sarıgül’ün hayli masraflı kampanyasının kaynağının ne olduğu. Vatandaş
“Sarıgül bu parayı nereden buluyor?” diye soruyor. Bu anlamda:
1- TDH’nin her ay 3000 gönüllüye maaş ödediği doğru mu?
2- Mitinglere uzak yerlerden katılacaklara ücretsiz araç sağlanıyor mu?
3- Mitinge gelenlere kumanya dağıtılıyor mu?
4- Mitingler için işini bıraktığını beyan edenlere bir günlük yevmiye
ödeniyor mu?
5- Sarıgül’e yurt gezilerinde kullandığı özel uçakları kim kiralıyor?
6- Miting ve toplantılarda Şişli Belediyesi’nin araçları kullanılıyor
mu?
CHP’Yİ BÖLMEK: Sarıgül hareketinin ilk
seçimlerde CHP’nin oylarını böleceği ileri sürülüyor. Bazı vatandaşlar “Sarıgül
barajı geçemeyecek. CHP’nin oylarını düşürecek, AKP yine yüzde 30’lardaki
oyuyla iktidar olacak, bu ülkeye bu kötülük yapılmamalı” görüşünde. Bu anlamda:
1- Neden CHP ile uzlaşma aramıyor?
2- TDH’yi CHP’den ayıran nedir?
3- TDH’nin barajı aşacağına inanıyor mu?
4- Barajı aşamayıp CHP’nin oylarını düşürürse vicdani rahatsızlık
duyacak mı?
AKP DESTEĞİ: Yine vatandaşların bir bölümü
Sarıgül hareketini AKP’nin desteklediğine inanıyor. TDH’nin CHP’nin oylarını
azaltacağı ve bunun AKP’ye yarayacağı ileri sürülüyor. Bu anlamda:
1- AKP’nin TDH’ye örtülü destek sağladığı doğru mudur?
2- AKP yandaşı medyada Sarıgül haberlerinin çokça yer almasını neye
bağlıyor?
3- Sarıgül’ün ağzından bugüne kadar AKP eleştirisi hiç duyulmadı, neden?
4- TDH barajı aşarsa, AKP tek başına iktidar olamazsa, TDH-AKP
koalisyonuna sıcak bakıyor mu?
FETHULLAH GÜLEN: Yine gelen sorular içinde
Sarıgül’ün Fethullah Gülen cemaatine yakın olduğu iddiaları var. Bu anlamda:
1- Sarıgül, Fethullah Gülen cemaatinden midir?
2- Amerika gezisi sırasında Gülen’i ziyaret etmiş midir?
3- Ziyaret ettiyse elini öpüp hayır duasını almış mıdır?
4- Ziyaret ettiyse, Gülen kendisine “Bütün desteğimiz arkandadır” demiş
midir?
5- Sarıgül neden “Bana Gülen hakkında kötü bir şey söyletemezsiniz”
demek ihtiyacını hissetmiştir?
SOROS DESTEĞİ: Sarıgül’le ilgili merak edilen
konular arasında dünyada para gücü ile siyaseti yönlendirmekle suçlanan
Soros’un katkısı olup olmadığı da var. Bu anlamda:
1- Sarıgül, Soros ya da temsilcileriyle görüşmüş müdür?
2- Görüştüyse Soros’un destek sözü verdiği doğru mudur?
SERMAYE DESTEĞİ: Yine Sarıgül’ün bazı büyük
sermaye grupları ile yakın temas içinde olduğu ileri sürülüyor. Bu anlamda:
1- Sarıgül bazı büyük sermaye sahipleriyle görüşmekte midir?
2- Bu büyük gruplardan bazılarının direkt desteği var mıdır?
3- Bazı büyük gruplar Sarıgül’e ekibine kendilerine yakın adamlar
koymasını tavsiye etmişler midir?
YOLSUZLUK İDDİALARI: Hiçbirini bilmesem de Şişli
Belediyesi ile ilgili yolsuzluk iddiaları olduğunu ileri sürenler var. Bu
anlamda:
1- Sarıgül hakkında devam eden bir yolsuzluk davası var mı?
2- Daha önce açılmış davalar varsa bunlarne şekilde sonuçlanmıştır?
***
Neden bu soruları soruyorum?
Mustafa Sarıgül sessiz ve derinden birkaç yıldır siyasi parti kurmak
için çalışıyor. Bu yolda hayli mesafe de aldı. Şişli Belediye Başkanlığı’nın
yanı sıra tıpkı Tayyip Erdoğan gibi her fırsatta yurt gezilerine çıktı,
mitingler ve toplantılar düzenledi.
Bunlardan ikisine ben de katıldım ve izlenimlerimi sizlerle paylaştım.
Bunun da ötesinde “Sarıgül hareketinin büyüyeceğini” açık biçimde ilk
yazan gazeteci de benim.
Tabii
bunun bana yönelik bedeli de oldu. Çünkü
Sarıgül’ün “bölücü unsur”
olacağını ileri sürenler benim Sarıgül’e destek
verdiğimi düşünerek ağır
eleştiriler yönelttiler. İsteyen Sarıgül’le ilgili
yazılarımın altındaki
yorumları bir daha okuyabilir. Bu yorumlar kesin sonuç olmasa
bile halkın
duygularını anlatması açısından önemlidir.
Sarıgül’e eleştiri yöneltenler genellikle “Sadece övüyorsunuz, sorsanıza
parayı nereden buluyor, CHP’yi bölmekten vicdani rahatsızlık duymuyor mu?”
mesajlarıyla beni adeta bunalttılar.
Bu sorular haklı mı? Sormadan öğrenmemiz mümkün değil. Siyasete soyunan
bir isim hakkında kuşkular, cevabı alınmayan sorular varsa bunların mutlaka
giderilmesi gerekir.
O halde, madem Sarıgül’ün büyüyeceğini ilk yazan kişiyim, kamuoyunda
oluşan soruları henüz parti bile kurulmadan sormak da bana düşer diye
düşünüyorum.
***
Sarıgül bu sorulara ciddiyetle cevap vermeli
Soruları yazdıktan sonra bir daha okuduğumda, pek çok sorunun hayli rahatsız
edici olduğunu fark ettim. Rahatsız edici olabilir ama eğer kuşku veya merak
varsa siyasetçi de bunlara tatmin edici cevaplar vermek zorunda.
Çünkü şunu çok iyi biliyorum ki, Sarıgül hakkında bunlar veya benzerleri
eninde sonunda sorulacaktır.
Eğer CHP’yi böleceği kesinleşirse CHP elinde ne var ne yoksa ortaya
dökecektir.
Hareket çok büyüyüp AKP’yi de tehdit eder hale gelirse, bu kez AKP
harekete geçecek ve başta (doğru olsun olmasın) yolsuzluk dosyalarını art arda
ortaya dökecektir.
Mustafa Sarıgül’den kamuoyu adına ricam şu: Bu soruları, beni arayarak
cevaplamak yerine, üzerinde düşünerek, çalışarak yazılı olarak cevaplamalıdır.
Gelen cevapları tabii ki sayfanın boyutuna göre, aynen yayınlayacağıma da söz
veririm.
Mustafa Sarıgül, dürüst, düzgün ve ilkeli siyaset örneği vermek
istiyorsa daha yolun başında hakkında en küçük bir şüphe bile bırakmamak
zorundadır. Deneyimli bir siyasetçi olarak bu bilince sahip olduğuna ve bir
gazetecinin iyi niyetli bakışına saygı duyacağına inanıyorum." Odatv.com
TÜRKİYE'NİN
TRUVA ATLARI: MUSTAFA SARIGÜL, UFUK URAS, ALİ BALKIZ...
ALİ ERALP
Gerici
feodal düzeni yıkan kapitalizm, emperyalist aşamaya geçince aydınlanmacı,
ilerici özelliğini yitirdi. Sömürgeci, işgalci bir nitelik kazandı. Gözünü
Ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine dikti. Dünyanın başına bela
kesildi.
Birinci
ve İkinci Dünya savaşları, birer paylaşım savaşıydı. Gelişmiş ülkeler, dünyayı
bölüşme kavgasına girişmişlerdi.
Emperyalistlerin
bu sömürgeci politikaları 1917 Ekim İhtilalı ve Kemalist devrimle kesintiye
uğradı. İkinci Dünya Savaşından sonra ise yeryüzü ABD ve SSCB’nin oluşturduğu
iki kutuplu bir yapılanmaya dönüştü. NATO ve Varşova paktı, uluslar için bir
denge unsuruydu. Bu nedenle ABD, o yıllarda bugünkü kadar pervasız, saldırgan
değildi. 1990’larda Sovyet’lerin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte ipin
ucu Amerika’ya geçti ve o, “Yeni Bir
Dünya Düzeni” kurabilmek için kolları sıvadı.
Amerika,
Sovyetler gibi yeni bir süper güçle karşılaşmak istemiyordu artık. Elini çabuk
tutup “küresel önderliği” almak amacındaydı. Dünyanın tek egemen gücü kendisi
olmalıydı. Uygulanmak istenen bu programın başında ise Paul Wolfowitz, Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Abramowitz
vardı.
ABD’nin
bu şahinler takımı, 2000 yılında emperyalizmin yol haritasını şu sözlerle
belirlemişti:
“Soğuk Savaş sonrasındaki on yıllık süre
içinde… neredeyse her şey değişti. Soğuk Savaşın dünyası iki kutupluydu. 21.
Yüzyılın dünyası ise –en azından şu anda- kesinlikle tek kutuplu ve Amerika
dünyanın tek süper gücü konumunda. Amerika’nın stratejik amacı Sovyetler
Birliğinin güçlenmesini engellemek olagelmişti; bugün ise görevimiz,
Amerika’nın çıkarlarına ve ideallerine uygun güvenli bir uluslararası ortamı
korumaktır.” (Rebuilding America’s Defences, World Socialist Web
Site)
Bu
yayılmacı, sömürgeci program, Büyük Ortadoğu Projesi “BOP” ile uygulamaya
konuldu. Emperyalizmin 21. yüzyıldaki eylem alanı, başlangıç noktası
Ortadoğu’ydu.
Petrolünün
yarısını dışarıdan alan Amerika için, enerji ve petrol zengini Irak yenilip,
yutulacak tatlı bir lokmaydı. Tek kutuplu bir dünyada engelsiz, rakipsiz kalan
ABD, nükleer ve kimyasal silahlar bulundurduğu gerekçesi ile Irak’ı işgal etti.
Ama işgalin asıl hedefi, Ortadoğu’nun
tümüne egemen olmaktı. Çünkü o, 24 ülkenin sınırlarını değiştirme hedefini
önüne koymuştu. Büyük Ortadoğu Projesi, ABD’nin tüm dünyayı yönetme,
yönlendirme saldırılarına açılan bir kapıydı. Elbette hedefte Türkiye de vardı.
Yurdumuz
coğrafi ve stratejik yapısı nedeniyle yüzyıllardan bu yana emperyalizmin ilgi
odağındadır. ABD ülkemize 1947’de Truman Doktrini ile girdi. 1950’lerden sonra,
Menderes iktidarında ise onunla can ciğer, kuzu sarması olduk. O yıllarda
Politikacılarımız yurdumuzu “Küçük Amerika” yapabilmek için can atıyorlardı.
Halkımız
bu yönlendirmelerin de etkisiyle, ABD’ye büyük bir hayranlık besliyordu. Uğruna
şarkılar besteliyor, türküler yakıyordu. Küçük, tek katlı bahçeli evleri,
filmleri, aşkları, arabaları ile Amerika ulaşılmak istenen uzak bir cennet
gibiydi.
Bu
arada ABD, yığınların önüne “dincilik” unsurunu çıkarmayı, onların bilincini
boş inançlarla doldurmayı da unutmuyordu.
Yurdumuzda
estirilen bu ılık Amerikan rüzgârı, halkımızın beynini uyuşturmak için
kullanılan bir kültür emperyalizmiydi.
1950’lerden
sonra Atatürk Devrimleri, laiklik, tam bağımsızlık anlayışı bir kenara
bırakıldı. Tekkeler, tarikatlar birbiri ardı sıra yeniden açılmaya başlandı.
Yerden biter gibi çoğalan İmam Hatip okulları ile “Tevhid-i Tedrisat” (Öğretim
Birliği) yasası ayaklar altına alındı. Atatürk’ün kapıdan kovduğu gericilik,
şeriatçılık bacadan ülkemize yeniden girdi.
12
Mart,12 Eylül darbeleri ve 2002’de AKP’nin iktidar olması ile sevgili yurdumuz
ABD ve AB’nin “Yolgeçen Hanı”na döndü. Girişler, çıkışlar; Amerika’ya gidip
gelmeler arttı. Karşılıklı çıkarlar, hizmetler, görevlendirmeler gündeme geldi.
20
Ekim 1996'da Aydınlık dergisi
manşetten şu haberi veriyordu: "Abramowitz
Tayyip'i, Erbakan'ın yerine hazırlıyor." O zaman “bir komplo teorisi” gibi değerlendirilen bu haberin doğruluğu
yıllar sonra kanıtlanmıştı.
ABD,
gözüne kestirdiği, kullanmak istediği kişilerle aylar, yıllar öncesinden
diyaloga giriyor, ön hazırlıklar yapıyor, daha sonra da onları ülkesine
çağırarak, kendisine nasıl hizmet vereceğini ayrıntıları ile anlatıyordu.
Kapalı
kapılar arkasında gizli tertipler, gizli hedefler belirleniyor, turuncu darbe
planları yapılıyordu. Kıbrıs, Kuzey Irak, Ermeni açılımları konusunda sözler
verilmiş, sözler alınmıştı. Ortam uygun bulununca da verilen sözler yerine
getirilmeye çalışıldı.
Ne
var
ki, halkımız, Amerika’nın önerdiği Kıbrıs
Çözümünü, Kürt ve Ermeni
Açılımlarını
pek tutmadı. ABD düşmanlığı en yüksek düzeyine ulaştı.
Bir de bütün bu
açılımların üstüne işsizlik, yoksulluk,
özelleştirme, talan açılımları
eklenince işçiler, memurlar, öğretmenler,
köylüler ayağa kalktılar. Direnişler
başladı. Halk meydanları doldurdu. Ama bu eylemler karşısında polisin
yanıtı da
çok sert oldu. PKK hainlerine uygulanmayan baskı, şiddet,
zulüm, ekmek kavgası
veren yurtsever insanlarımıza uygulandı.
İnsanlar
olaylar karşısında öfkeliydi. Umutsuzdu. Geleceğini karanlık görüyordu. Ayrıca
tepkiler, anketlere de yansımaya başlamıştı. Anketlere verilen yanıtlarda
muhalefet güç kazanıyor, AKP oy yitiriyordu. AKP’nin gelecek seçimlerde
iktidarı tek başına alması giderek zayıflıyordu.
ABD ve
yerli ortakları telaşa kapıldılar. Yeni
can simitleri, yeni Truva atları
bulmalıydılar. Halkın direnişini, tepkisini başka kanallara
yönlendirmeliydiler. Yeni aktörler, yeni yıldızlar keşfedilmeli, yeni partiler
kurulmalı; Yeni Cem Uzan’lar ortaya
çıkarılmalıydı ki, gelişen halk muhalefeti parçalansın, bölünsün, sandıktan
yine Amerikancı iktidar çıksın.
Yüzde
doksanını ABD, AB ve İsrail uzmanlarının yönlendirdiği televizyonlar,
gazeteler, köşe yazarları yeni parti, yeni lider açılımları ve tanıtımları için
şimdi kolları sıvamış bir durumda... Kurşun askerler gibi görev yapıyorlar.
Küresel ekonomi, barış, insan hakları, eşitlik, kardeşlik, darbe, darbeci,
Ergenekon, Kürtlere özgürlük sözcüklerini hiç dillerinden düşürmüyorlar.
Mustafa Sarıgül’ler,
Ufuk Uras’lar, Ali Balkız’lar bu propaganda döneminin yeni aktörleri… ABD’ye gidip gelmeler, yabancı vakıflarla
toplantılar sıklaştı şu sıralar. Tümü de Fethullah Gülen’e, PKK’ya, AKP’ye,
RTE’ ye toz kondurmuyor. Bahar havası esiyor aralarında. RTE de onlara toz kondurmuyor…
Türkiye’nin başına “Sivil Örümcek Ağları” örülmeye başlandı yine... Soros’lar, Bilgi
Üniversiteleri, Amerikan vakıfları, Amerika’dan icazet (izin, onay) alma haberleri ile Mustafa Sarıgül adı
basında sık sık yan yana geliyor. Kürt milliyetçisi Ufuk Uras, DTP’li
yoldaşlarının hizmetine bir Hızır gibi yetişti. Ali Balkız’lar (kimin adına
ortaya çıktıysa ve kimden izin aldıysa) “sol bir parti” kurma hazırlığında…
Şu günlerde bir “ Mustafa Sarıgül, Ufuk Uras, Ali
Balkız rüzgârı” estirilmeye çalışılıyor. Türkiye’nin
Truva Atları görev başında…
Hani bu çabalarında haksız da değiller. Yatırım
Bankası Merrill Lynch’in yaptırdığı
kamuoyu araştırmasına göre AKP: yüzde
31,7, CHP yüzde 23,7, MHP yüzde 20,1, DTP: yüzde 6,4, Mustafa Sarıgül: yüzde
4,1 saadet Partisi: yüzde 3,7, DP: yüzde 1,7.
Bu ankete göre AKP son sürat oy yitirmektedir.
Aradan Mustafa Sarıgül’ler, Ufuk Uras’lar, Ali Balkız’lar çekildiği anda AKP
bir daha tek başına iktidar yüzü göremeyecek ve gideceği son durak da “yüce divan” olacaktır.
AKP iktidarından kurtulmak isteyen tüm yurtsever
halkımız, bundan böyle adımlarını çok daha dikkatli ve bilinçli atmak
zorundadır. Sevgili yurdumuzun yeni bir Amerikancı yönetime artık tahammülü
kalmamıştır… (ULUS GAZETESİ)
Tayyip Bey, Sarıgül'den sonra Çiller, Menderes ve Soylu'ya parti
kurduruyor!
Hakkını teslim edin! Tayyip Erdoğan iyi bir siyaset
mühendisi.
2007 genel seçimi öncesinde ne yaptı etti, Ağar’la Mumcu’nun mutabakatını
bozdu, şimdi de merkez sol’la merkez sağ’ı yani CHP ile DP’yi vurmak için yeni
bir planı uygulamaya koydu!
Soldaki teşebbüs malum; Mustafa Sarıgül’ün parti kurma kararıdır! Erdoğan
Sarıgül ile CHP’yi aşağı çekmek istiyor. İstanbul’un kimi büyük işadamları
Sarıgül’ü tersinden ikna etmek istediyse de sonuç alınamadı ve Mustafa Bey harekete
geçiyor.
Bir kere daha tekrar edeyim, bu ülkede TSK’ya bile kök
söktüren Tayyip Erdoğan
için Mustafa Sarıgül’ü siyaseten imha etmek
çocuk oyuncağı gibidir. Öyle, çünkü
Sarıgül’ün hiç bir yanlışı olmasa bile iktidar
sahipleri için bir belediye başkanına
dava açmak ve şaibe yaratmak en kolay şeydir.. Hal bu iken
Sarıgül güle oynaya
yoluna devam ediyorsa, bunun anlamı Mustafa Bey’in Tayyip
Erdoğan’dan vize
aldığı ya da onun projesi bağlamında yola çıktığıdır!
Diyeceksiniz ki Eroğan’ın bundan ne yararı olur?
Sadece CHP’yi aşağı çekmek değil, aynı zamanda merkez solda koalisyon ortağı
adayı olan bir partiyi inşa etmiş oluyor!
Sol cenahta Sarıgül’ü fişekleyen Tayyip Erdoğan merkez sağ’da olabilecek bir
toparlanmanın önünü kesmek için de bir proje geliştirdi.
Buna göre yakın bir gelecekte Çiller-Menderes ve Süleyman Soylu eksenli yeni
bir hareket start alacak!
Ulaştığım bilgilere göre Soylu bunun için haftalardır çalışıyor ve Çiller’le
Erdoğan arasında mesaj taşıyor.
Tayyip Bey Süleyman Soylu kanalı ile Tansu Hanıma; “Gelin merkez
sağ’ın başına geçin ve 28 Şubat’ta size ve bize yapılanların rövanşını alalım
yani yeniden koalisyon kuralım” diyor.
Belki şaşıracaksınız ama Tayyip Bey kendi güdümündeki merkez sağ oluşumu o
kadar arzuluyor ki, 2007 seçimlerinde onca ricacıya rağmen AKP’den milletvekili
olma talebini geri çevirdiği Aydın Menderes’i bu oluşuma dahil etmek için evine
gitti ve dahası onu ikna etti.
Hesabı ise AKP’nin oyları düşerse merkez sol yani Sarıgül’ün yanı sıra merkez
sağ’da da koalisyon kurabileceği bir partner yaratmaktır... Görüyorsunuz
Erdoğan iktidardan inmemek ve hesap vermemek için nasıl oyunlar kuruyor?
Gelelim Tansu Çiller’li oluşumun
nasıl hayat bulacağına?
Oluşum mevcut DP ile vuruşarak yani güya demokratik bir doğumla
olacak!
Tansu Hanım DP’de genel başkanlığı ele geçirmek için kongreyi zorlayacak ve
sonuç alamayınca da Demokrat Parti’den büyük bir parça koparıp kendi oluşumunu
inşa edecek!
Yeni oluşumun ismi de bugünlerde tabela partisi olan DYP olacak yani bu parti
yeniden ihya edilecek.. Baskın seçim ihtimaline karşı ise seçime katılma hakkı
olan Aydınlık Türkiye Partisi gibilerle bütünleşilecek. Bu arada kopacağı DP
için kamuoyunda 28 Şubatçı şemsiye partisi suçlamasını yapacak!
Anlattıklarım fantezi değil; Tayyip Erdoğan’ın yürürlüğe koyduğu merkez sol ve
sağ’ı bölme ve de tek başına iktidar olamasa AKP’ye yeni koalisyon ortakları
yaratma projesidir. Doğruya doğru; proje müthiş! Görüyorsunuz; bunlar
demokrasiyi kullanarak gelirler ama asla bir daha gitmezler lafı bu
teşebbüslerle bir bakıma doğrulanmış olmuyor mu?
DP’nin türbesi nasıl meyhane oldu?
Adalet Partisi ve DYP misyonundan gelenler bu partilerin Beşiktaş’taki
merkezlerini iyi bilirler. Tapusu bir Rum Vakfına ait olan bu merkez sadece AP
ve DYP’nin ilçe binası değil, aynı zamanda İstanbul il örgütünün toplantı ve
konferans salonuydu.. Başka bir anlatımla o bina AP, DYP misyonunun
İstanbul’daki türbesi misaliydi...
Onlarca
yıldır AP ve DYP’nin kiracılık yaptığı bu binada kira sözleşmelerine teamül
gereği Beşiktaş ilçe başkanları imza koyuyor.. Bina için bir kaç yıllığına
yapılan son sözleşmeye imza atan isim ise Ethem Reşitoğlu’dur.. Peki Reşitoğlu
kim midir?.. Süleyman Soylu’nun(döneminin) Beşiktaş ilçe başkanıdır..
Malum
Demokrat Parti’de kongre yapıldı ve Soylu ekibi ile beraber gitti. Ehtem
Reşitoğlu da gidenler arasında.. Derken kısa bir süre önce acaip bir şey oldu.
Beşiktaş’daki DP binasına, Reşitoğlu sözleşmeyi ben yaptım diye sahiplendi ve
yıllar yılı kiracı olunması hasebiyle ucuza oturulan koca binayı bir meyhaneye
kiraladı...
Evet yanlış okumadınız adam Beşiktaş ilçe başkanlığını kaybedince
DYP’nin onlarca yıl kiracılık yaptığı ve misyonunun merkezi hüviyetine giren
bina para kazanmak uğruna meyhaneye kiralandı.. Tabii konu DP İstanbul
yönetimince hemen yargıya taşındı ancak söyleyin bu yapılanı nasıl yorumlamak
gerekiyor??.. Süleyman Soylu genel başkanken parti kasasından don-atlet aldı
iddiaları uçuşurken, adamları da bakın neler yapıyor?..
Mustafa Sarıgül ve TDH, Türkiyeci mi, Batıcı mı? Metinleri hakkında
birkaç söz.
Bu yazıda
Sarıgül'ün Amerika ziyareti, Fethullah Gülen'le yakınlığı gibi konularını ele
almayacağım. Feodal tarihin mirası lider tapıncı üzerine kurulu ilişkilerini ve
peşinden çağırdığı insanlara sürü muamelesi yapmasını da eleştirmeyeceğim.
Bu yazının konusu, siyasi yelpazede nereye oynadığını, Atatürk, Cumhuriyet, 6
Ok, tam bağımsızlık, PKK, ABD, AB, Türkiye'nin parçalanması çabaları, BOP,
emperyalizme bağımlılık, özelleştirmeler, ulusal ekonomi, devrimcilik ve devletçilik
gibi temel meselelerde ne dedikleridir.
Sayın Sarıgül'ün ve TDH'nın http://www.degisimhareketi.org/ ve http://www.mustafasarigul.com/yeni/sarigul/Default.aspx adlı sitelerede yayınlanan temel
fikirleri üzerinde duracağım.
Sarıgül ve TDH, Atatürkçülüğü savunmuyor.
Temel belgeler adıyla sunulan Parti Programının omurgası sayılacak metinlerde,
Atatürkçülük savunulmuyor. Atatürkçülüğün temelini oluşturan tam bağımsızlık,
ekonomik bağımsızlık, devletçilik, devrimcilik, milliyetçilik, laiklik,
cumhuriyetçilik, halkçılık savunulmuyor. Bu fikirler program düzeyinde ya da
lafzen metinlerde yer almıyor. Tersine her birisi için, Atatürkçülüğün ve
Cumhuriyetin karşıtı fikirler benimsenmiş ve temel yaklaşımlar olmuş.
TDH ve Sarıgül, Özal'ın ev Tayyip'in ekonomik programını savunuyor.
" ...son ekonomik kriz de gösteriyor ki tek başına piyasa ve özel sektör sorunları
çözemiyor." diye bir yerde kamu ekonomisine atıfta bulunmasına rağmen, TDH
metinleri özelleştirmelerin Türkiye ekonomisinde nelere yol açtığına
değinmiyor.Özelleştirmelerin emperyalizmin ulusal ekonomileri tasfiye programı
olduğunu, özelleştirmelere karşı olduklarını, özelleştirilen kurumları
stratejik olanlardan başlayarak kamulaştıracaklarını söylemiyor.
TDH metinleri, Planlı ve kamu ağırlıklı karma ekonomik model olan, Atatürk'ün
ve Cumhuriyetin Programını savunmuyor. Tersine diğer partiler gibi
emperyalizmin programını savunuyor.
"Ekonomide serbest piyasanın her türlü ön koşulunu yerine
getirmiş,...", "Ekonomide, serbest girişimin, özel sektörün, yabancı
sermaye yatırımlarının önemini biliyoruz. Piyasa ekonomisinden yanayız".
diyor.
Bu program, Özaldan beri uygulanan ve Tayyip'in hızlandırdığı Cumhuriyet
ekonomisini yıkma programıdır.
Sarıgül ve TDH, Amerikan Emperyalizmine karşı değil.
Sarıgülün açıklamalarında emperyalizm kavramına raslayamadım. Sitedeki TDH
temel metinlerde de bulamadım. Dünyada böyle bir olgu olduğunu, mazlum
ülkelerin ve bizim başımızdaki belaların sorumluları olduğunu görmezden
geliyorlar.
Amerika'nın BOP projesi, Türkiye'yi parçalama çabaları, yayınlanan haritalar,
Ergenekon Operasyonu, Amerikan Planları olan Kürt, Ermeni ve Kıbrıs açılımları
üzerinden Türkiye'ye biçilen roller, metinlerde yer almıyor. Bu olaylar yok
sayılıyorlar. Yok sayıldığı içinde, bunlara karşı mücadele etmek gibi bir sorun
kafalarını meşgul etmemiş.
TDH metinlerinde, Amerika ile gizli anlaşmalar, bu anlaşmalar gereği, Türk
devletinin hangi yükümlülükler altına sıokularak Atatürk Türkiye'sinden
koparıldığı ve Cumhuriyetin tasfiye edilmeye çalışıldığı anlatılmıyor.
Bu
tespitlerin karşılığı olan çözüm önerileri yok metinlerde.
Amerikanın hem direkt, hem de IMF, Dünya Bankası ve OECD üzerinde yürüttüğü
programlar, kamu ekonomisi tasfiye edilerek ve yabancı sermayeye sağlanan
imtiyazlarla bağımlılıkta geldiğimiz yer, işsizlik ve yoksullukta bu programın
belirleyici rolü, görmezden geliniyor.
Dolayısıyla bağımlılık ve özel olarak Amerikan emperyalizminin yarattığı
sorunlar ve tehditler karşısında hiçbir çözüm önerisi yok.
Bunca yoklarla bir Türkiye tarif edilerek plan yapmaya kalkmak, Amerikan
emperyalizmi ile arasında nasıl bir ilişki olduğu sorularını kaçınılmaz olarak
sorduracaktır.
Sarıgül'ün CHP Genel Başkanlığı'na aday olmadan önce Amerika'ya giderek orada
gizli görüşmeler yapması, Amarikan Emperyalizmine karşı Sargül'ün nerede
durduğunu gösteren önemli işaretti.
TDH NATO'ya karşı değil
Metinlerde NATO'nun misyonu, NATO'ya sokulmamızla başımıza gelenler sayılmadığı
için de oradan çıkmanın Türkiye'nin bağımsız geleceği için olmazsa olmazlar
arasında ollacağı görülmüyor.
Bırakalım onca mazlum ülkede oynadığı melun rolu, Türkiye'de yaptıkları 12 Mart
ve 12 Eylül darbeleri, onlarca aydınımızın katledilmesi, 80 öncesi yaşanan kan
gölü, Türk devleti içindeki gizli Amerikan örgütü (Süper Nato, Gladyo, ya da
Kontrgerilla), Ergenekon operasyonu ile Türk ordusuna karşı yürütülen kapsamlı
saldırı yok sayılmış.
Bu
olayların yarattığı sorunlar teşhis edilmiyor ve hiçbir çözüm önerisi yok
metinlerde. Tersine NATO savunulmaktadır.
TDH AB'cidir ve Türk devletini tasfiye'yi savunmaktadır.
TDH programlarında açıkça AB'ye giriş savunulmaktadır. Kökleri eski Batıcı
hükümetlere kadar giden, Özal ve sonrası hızlanarak, AKP hükümetiyle doruğuna
çıkan Türk devletini tasfiye ederek AB'içinde bir eyalet yapma çabaları, aynen
Sarıgül'ün ve TDH'nın prıogramına da girmiş.
TDH temel metinlerinde 'Avrupa Birliği Doğru Bir Hedeftir' diye başlayan
bölümde aynen şöyle denmektedir.
"Avrupa Birliği ülkemizin tarihsel bir hedefidir. Bu hedefin doğru bir
hedef olduğuna inanıyoruz. Ülkemizin Avrupa Birliği'ne üyeliğini savunuyoruz.
Müzakere sürecinde eşit muamele görmek istiyoruz. Avrupa Birliği yolundaki
reformları, şekil şartı olduğu için değil, ülkemize yararlı gördüğümüz için
gerçekleştireceğiz.... Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği inşallah bizim
iktidarımızda gerçekleşecektir."
TDH ve Sarıgül, emperyalizmin Türk devletini ve bağımsızlığı tamamen ortadan
kaldırma programına aday olmaktadır.
TDH özgürlükçülük adıyla, tarikatlara ve misyonerlere, Sosorçulara ve Batı
işbirlikçilerine iktidar yolunu savunmaktadır
"Bütün siyasal eğilimlerin ve bütün taleplerin eşit ve özgürce
katılabileceği ve tartışabileceği atılımcı ve demokrat siyasal düzen,..."
"Yapı ve kültür zenginliğimizin gereği olan, farklı eğilimlerin ve farklı
taleplerin hayatın her alanında serbestçe örgütlenerek, kendi alanlarının yönetimine
ve tüm ülke yönetimine kendi ağırlığını koyabileceği, çoğulcu ve katılımcı
ortamı oluşturabileceğimiz ve sürdürebileceğimizi savunuyoruz."
TDH farklı eğilimlerin örgütlenmesini savunmakta ve devleti ele geçirmelerinin
önündeki engelleri kaldıracaklarını vaat etmektedir.
Her sistem bir sınıfın ve bir düşüncenin egemenliğidir. Bizim Cumhuriyetimiz de
emperyalizme bağımlılığa, tarikatlara, misyonerlere, toprak ağalığına ve
gericiliğe karşı mücadele edilerek kurulmuşur.
Atatürk,
herkese, her akıma özgürlüğü savunmamıştır. Tam tersine, Cumhuriyetin ve
demokrasinin, gericiliğin ve emperyalist bağımlılığın tepelenmesiyle
kurulabileceğini savunmuş ve uygulamıştır.
Sarıgül ve TDH, "toplumsal uzlaşma" sloganıyla, Cumhuriyete düşman
merkezlere yol vermekte, hatta onlara iktidar olma yolunu açmaktadır.
Savunulan, Cumhuriyetin yıkılmasıdır
TDH ve Sarıgül, laikliğin değil, Cumhuriyet düşmanı tarikatların hamisi.
Önce TDH metinlerinde konu hakıında yazılanlara bakalım
"Herkesin sevgisini kazanacağız. Herkesi kapsayıcı ve kucaklayıcı bir
parti olacağız.
Cami de bizim, cemevi de bizim, Kilise de bizim, sinagog da bizim. Başı açık
olan kardeşimiz de bizim, başı kapalı olan kardeşimiz de bizim.
İnançlarımıza saygılıyız. İnançlara saygılı laikliği savunuyoruz. İnançlarımız
Allaha ulaşma yoludur. İktidara ulaşma yolu olarak istismar edilemez.
İnançlarımızı asla siyaset malzemesi yapmayacağız, yaptırmayacağız. Başörtüsü
veya türban konusu da önemlidir. Türkiye Değişim Hareketi, ilkesel olarak
yasakçılığa karşıdır, özgürlükten yanadır. Bize göre bütün yurttaşlar, kendi
düşüncesine ve inancına göre özgürce yaşamalıdır.
Bugün bu konuda toplumda ve kurumlar arasında bir gerginlik vardır. Çatışarak
değil bütün kurumlarla görüşerek, uzlaşmayı sağlayarak soruna çözüm
bulunabileceğini düşünüyoruz. Başı açık olan da bizim kardeşimizdir, başı
kapalı olan da bizim kardeşimizdir. Bugün ikisi de işsizdir. Esas sorun ikisine
de iş bulabilmektir."
Bunca söylenenden sonra "İnançlarımızı asla siyaset malzemesi yapmayacağız,
yaptırmayacağız." lafının ne kadar havada kaldığı görülüyor. Bu iddiadan
sonra, devleti neredeyse ele geçirmiş ve toplumu ahtapot gibi sarmış Batı
güdümlü tarikatları dağıtacağını, bireylerin kul olmaktan çıkarılarak
inançlarını özgürce yaşamasının koşullarının hazırlanacağını beklersiniz değil
mi. Nafile.. Aramayın böyle bir amaç.
"Asıl sorun iş bulabilmaktir" gibi demogojik kılıfla savunulan ise
tarikatların mızrağıdır. TDH, tarikatların devletin ve toplumun içinde
ulaştıkları seviyeyi yeterli bulmamaktadır. Hiçbir yasak ve kısıtlama olmaması
gerektiğini savunmakta ve iktidara giden yollarının önündeki engelleri
temizlemeyi vaat etmektedir.
TDH, tarikatlar yanında, Kiliselere, Sinegoglara özgürlüğü savunmakta, misyoner
ve ajan faaliyetlerinin dini faaliyet altında yürüttükleri çabalara güvence
vermekte, daha da ötesi, utangaç biçimde Amerika'nın ve Fethullah'ın projesi
olan "Dinler arası diyalog" programını savunmaktadır.
Atatürk ve Cumhuriyet, bu fikirlerle yerle bir edilmiştir.
Sarıgül ve TDH, Kürt meselesinde emperyalist etkiyi ve PKK' yı yok sayıyor.
"Sorun bütün kesimlerin katılımı ile siyasal ve toplumsal mutabakat
yoluyla çözülmelidir. Bu da iyi niyetli bir girişim olduğu varsayılsa bile,
seçime 1,5 yıl kala yapılan "açılım" ile değil, seçimden hemen sonra
atılacak samimi adımlarla başarılabilir.
Önce her kesimle diyalogu oluşturacağız. Sonra bütün partileri bir masa
etrafında buluşturarak, Hakkari'deki yurttaşımızın da, Trabzon'daki ve
Konya'daki yurttaşımızın da mutabık kalacağı bir ortak çözüm için çalışacağız.
Herkes dilini ve kültürünü özgürce öğrenebilmeli ve kullanabilmelidir. Özel
televizyon yayını Kürtçe seçmeli ders gibi kültürel haklar verilmelidir. Devlet
bu konularda cesur adımlar atmalıdır.
Bununla birlikte silahların susması ve barışın sağlanması için ekonomik ve
sosyal gelişmeye önem vereceğiz. Silaha harcanan para işe ve aşa harcansa sorun
hafifleyecektir. Ve elbette sorunun uluslararası boyutu da önemlidir. Kültürel,
demokratik ve ekonomik adımlarla birlikte, doğru diplomatik girişimler sonucu
uluslararası bağlantılar çözüldüğünde sorun can yakıcı olmaktan
çıkacaktır."
TDH'nın Kürt meselesi ve ülyeyi parçalama çabaları karşısında savundukları
budur.
Metinde Amerika'nın ve AB'nin parçalama çabalarını aradım. Yok.
BOP projesini aradım, yok.
Türkiye'yi parçalanmış gösteren haritaları aradım. Yok.
Amerika'nın Irak'ı işgal ederek Türkiye'yi tehdit ettiği Kuzey Irak'taki
devlete dair sözler aradım. Yok.
PKK'yı aradım. Oda yok. Türkiye'yi parçalamak için Amerika'nın kuklası olarak
yürütülen 30 yıllık silahlı girişimi aradım. Yok. 30 bine yakın öleni aradım. O
da yok.
Toprak ağalığını aradım Kürt meselesi hakkındaki bölümde. Yok. Bölgedeki
köylülerin % 60 ının hiç topğrağı olmadığını aradım. Yok. Piyasa ekonomisi ve
özelleştirmelerle oradaki fabrikaların tasfiye edilmesini aradım. Yok.
Bunların hiçbirini görmeyen, ayakları havada demenin bile hafif kaldığı bir
projeyi, Amerika ve Avrupa Birliği çok sevecektir.
Tayyip'te
aynı şeyleri söylemiyor mu!.
TDH, Türk Ordusunu ülkeyi savunamaz hale getirmek istiyor
ABD ve AB'nin hoşuna gidecek başka bir fikirde, Türk Ordusuna ayrılan bütçenin
kısılması planıdır.
"Silaha harcanan para işe ve aşa harcansa sorun hafifleyecektir".
Böyle diyor TDH metinleri.
Sarıgül ve TDH, heralde bu öneriyi PKK ve Amerika'ya yapmıyor. Senin silahına
para yok dediği, Türk Ordusudur. Türkiye'nin üzerinde bunca melanet varken,
Amerika başta olmak üzere emperyalistlerin, ülkemizin üniter bütünlüğünü ve
bekasını tehdit eden bunca saldırısı varken, Türk Ordusuna ayrılan bütçeyi
kısmaya kalkmak, öteden beri ABD ve AB'nin hükümetlere yaptırmak istediğiydi.
Sarıgül ve TDH, bu hain planı, paragrafın içine saklamaya çalışarak savunuyor.
Yok aslında birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankasıyız
Özetle, Sarıgül hareketi diye başlayan ve şimdilerde partileşme çabaları olarak
devam eden akım, Cumhuriyetin ve Atatürkçülüğün tasfiyesini temel amaç
edinmiş yeni bir Osmanlı Bankasıdır.
Bizim
kuşak hatırlar. Osmanlı Bankası'nın bir reklamı vardı. "Yok aslında
birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankası'yız" diye.
Görülen budur ve oraya giden Atatürkçüler kendilerine ve ülkeye yazık
etmekteler.
Mehmet Akkaya
Ulusal Kanal İşçi Sendika Danışmanı
4 Aralık 2009
Dersim hakkında gerçekler Aralık 2009